Kayıtlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

   Uzun yıllar önce eski siyasi partimde birlikte mücadele ettiğimiz Hasan Ozan'ın yazmış olduğu SSCB'de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler adlı kitabını henüz bitirmiş bulunuyorum. Bir önceki yazımda sosyalizm neden yıkıldı? sorusunu sormuş ve bunu yanıtlamaya çalışmıştım. Fakat konuya dair okumalarıma devam ettiğim için Ozan'ın çalışmasını da okuyarak yeni bir perspektiften konuyu bir kez daha ele alma ihtiyacı duydum. Daha önce kişisel görüşlerimi derlediğim yazımdan farklı olarak bu yazımda, Ozan'nın konuya dair yaklaşımlarını özetlemeye özen göstereceğim. Kitabın bütününde katılmadığım bir çok taraf olmasına karşın haklı olduğunu düşündüğüm, paylaştığım görüşlerini sizlere aktaracağım.    Stalin Sovyetler Birliğinde iş verimliliğinin artırılmasına ilişkin görüşlerini şu şekilde özetler: “Eşitlik öyle bir duruma getirmiştir ki, nitelikli olmayan bir işçinin nitelikli bir işçi düzeyine yükselmesinde hiçbir çıkarı yoktur.” Stalin tespi...

SOVYETLER BİRLİĞİ NEDEN YIKILDI?

   Başlangıcın Sonu Sovyetler'in Çüküşünden Dersler adlı Carlos Martinez tarafından yazılmış olan kitabı bitirmiş bulunuyorum. Konuya dair araştırmalarım yıllar öncesine dayanmakla birlikte daha derli toplu değerlendirme yapmak için bunca zaman beklemem gerekti. Kitapta her ne kadar sosyalizmin başarılarından bahsetmekteysede ben daha çok sosyalizmin çözülüşünün nedenlerini masaya yatırmaya çalışacağım. Konuya ilişkin okuma yapmak isteyenlere Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Çözülüşü, Sovyetler'de Kapitalist Restorasyon ve okuduğum kitabı önerebilirim.     Sovyet tipi marksizmin bana göre en önemli sıkıntılarından birisi marksist teorinin donmasıdır. Stalin dönemiyle resmi ideoloji olarak kodlanan marksizm bir dogmalar yığınına dönüşmüştür. Dönemin sorunlarına yanıt verilmesi gereken diyalektik yöntem, mekanik bir kavrayışa dönüştürülmek suretiyle sorun çözmek yerine, sorun yaratan bir noktaya varmıştır. Teori devrimcilerin karşılaştığı sorunlarına cevap vermekt...

ÖZGÜRLÜK

     Zygmunt Bauman'ın kaleme aldığı özgürlük adlı eseri okumuş bulunuyorum. Benim açımdan okunması oldukça güç bir anlatım diline sahip olan kitap, kavramak için ter döktüğüm bir okuma deneyimine yol açtı. Bu nedenle ilgimi çeken kısımlarını ele alarak yorumlamaya çalışacağım. Ama genel olarak tüketim toplumunu ve onun tüketim özgürlüğünü ele alan bu çalışmada üzerinde durulan temel argüman, toplumun çoğunluğunu baskılamak suretiyle kontrol etmek yerine “baştan çıkarmayı” temel almaktadır. Bu açıklama yazısından sonra konuya geçebiliriz.    Bauman'a göre özgürlük şöyle tanımlanır: “ Özgürlük bir varoluş hali değil, bir ilişkidir. Daha doğrusu bir ilişki ağıdır. Özgürlükten söz ederken, her zaman birinin bir şeyden kurtulmasından söz ederiz.” Bu açıklamaya göre özgürlük bir durumdan ziyade bir ilişkidir. Özgürlük bir tür reddedişi temsil eder. Gelenek, yasa yada herhangi birinden özgürleşmek anlamında bir takım sınırların ihlali anlamını da taşımaktadır. Özgürlü...

ACISIZ TOPLUM

     Byung Chul Han'ın yazmış olduğu Palyatif toplumu okumuş bulunuyorum. Kitap spesifik bir konu olan acıya ilişkin küçük bir manifesto olma özelliği taşımaktadır. Kişinin acısını ve acıyla ilişkisini, bu ilişkinin iktidarla bağını kurmaktadır. Byung Chul Han'ın eşsiz eseri, üzerinde kritik yapılmaya değerdir.  Bu konuya ilişkin değerlendirmelerim özet niteliğinde olup, kitabın okunmasına engel teşkil etmez. Hatta bizzat kitabın okunmasına yardımcı olacaktır, kitaba dair yazdığım yazı. Öyleyse bu girişten sonra konuya geçebilirim.    Palyatif latince kökenli olup, tıpta kullanılan bir terimdir. Hastalığın temellerinin ortadan kaldırılamadığı, hastalığın sadece acısının pansuman edilerek, semptomlarının ortadan kaldırıldığı durumu anlatmak için kullanılır. Bu manada palyatif toplum acının hafifletildiği toplumdur. Temeldeki sorunların çözümüne girişilmeksizin, yani ne bir reform ne bir devrime ihtiyaç duyulmaksızın toplumdaki acının pansuman edilerek, toplu...

BİLGİ KURAMI

      Bu konuya dair okuduklarımdan aklımda kaldığı kadarıyla yazımı yazmaya çalışacağım. Çok kapsamlı ve ayrıntılı bir yazı olmayacağından yazının iddiası, sadece okurları bir nebze düşünmeye sevk etmek olacaktır. Belirli bir tarihsel seyir izlemekten ziyade, konu, spontan bir şekilde ele alınacaktır. Okurların daha kapsamlı bir araştırma için epistemoloji üzerine yazılmış kitapları okumalarında fayda vardır. Şimdiden yazımdaki eksikler için okurun beni kınımamalarını isteyerek konuya geçiyorum.    Bilgi nedir? Doğru bilgiye ulaşabilir miyiz?Bilginin ölçütü nedir? Bilginin olanakları ve kapsamı nedir? sorularınına yanıt arayan felsefi disipline epistemoloji adı verilir.  Epistemolojinin Antik Yunancadaki anlamı bilgi bilimdir. Bilgiden kastedilen şey nedir? Kısaca özetleyecek olursak bilgi gerekçelendirilmiş doğru inançtır. Bilgi için öncelikle herhangi bir konu hakkında inanca sahip olmak gerekir. Ardından bu inancın haklılandırılması devreye girer. Bu ne...

İDEOLOJİ

     İdeoloji üzerine bir yazı kaleme almak oldukça riskli bir girişim. Konuya ilişkin çok fazla kaynak olmakla birlikte, hepsine ulaşıp okumakta zaman alabilir. Ben kendi adıma önemli sayılabilicek kaynaklardan yeterli bilgiyi edindiğimi düşündüğüm için bu işe girişimiş bulunuyorum. Fakat bahsettiğim gibi bu alan derya deniz. Ve benim bu alanda okumalarım, bu okuduklarımla sınırlanancak anlamına gelmiyor. Yazının mütevazı amacı konuya dair bir sorunsalı ortaya koymaktan ibaret olacak. Yazıya ilişkin kimi eksikliklerin giderilmesi için yapıcı katkılara ihtiyaç olduğunun bilincinde olarak bu tür katkılara açık olduğumu şimdiden belirtmiş olayım. Öyleyse bir özet niteliğindeki yazımıza geçelim.    Marks için ideoloji bugünkü kullanıldığı anlamda bir dünya görüşü olmayıp, bir yanlış bilinci temsil etmetedir. Marksizme göre insanın düşünceleri onun maddi yaşamını değil, maddi yaşam onun düşüncelerini belirler. Yani kişilerin neler düşünüp nelere inandığı toplumsal v...

MARKSİZM VE DİN

     Marksizm düşüncesinin dinle olan ilişkisi her zaman ilgi odağım olmuştur. Bu kapsamlı sorunu, sorunsal haline getirmem sanırım, 2004 yılında Muya Fabrikası'nda çalışırken başladı. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen bu tartışmaya ilişkin görüşlerim olgunlaşmakla birlikte son halini alabilmiş değil. Mutlak bir doğruyu ortaya koymaya çalışmaktan ziyade yapmaya çalıştığım şey, bu konuya dair bir tartışma açabilmektir. Yazı sizi bir nebze olsun bu tartışmaya ilişkin düşünceye sevk edebilmişse amacına ulaşmış demektir.    Marks'ın ünlü metaforu olan “ Din halkın afyonudur” sözü çoğunlukla marksistler tarafından yanlış anlaşılmıştır. Kitleleri uyutan bir uyuşturucu olarak yorumlanmış ve bu kapsamda gericilikle özdeşleştirilmiştir. Ülkemizde kemalist kesimin okuduğu İlhan Arsel ve Turan Dursun gibi aydınların etkisiyle din tam olarak ilkel ve gericilik olarak yaftalanmış, dinde hiçbir ilerici yan bulunmadığı savunulmuştur. Oysa Marks'ın anlatmak istediği bambaşka bi...