SSCB NEDEN DAĞILDI?
Uzun yıllar önce eski siyasi partimde birlikte mücadele ettiğimiz Hasan Ozan'ın yazmış olduğu SSCB'de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler adlı kitabını henüz bitirmiş bulunuyorum. Bir önceki yazımda sosyalizm neden yıkıldı? sorusunu sormuş ve bunu yanıtlamaya çalışmıştım. Fakat konuya dair okumalarıma devam ettiğim için Ozan'ın çalışmasını da okuyarak yeni bir perspektiften konuyu bir kez daha ele alma ihtiyacı duydum. Daha önce kişisel görüşlerimi derlediğim yazımdan farklı olarak bu yazımda, Ozan'nın konuya dair yaklaşımlarını özetlemeye özen göstereceğim. Kitabın bütününde katılmadığım bir çok taraf olmasına karşın haklı olduğunu düşündüğüm, paylaştığım görüşlerini sizlere aktaracağım.
Stalin Sovyetler Birliğinde iş verimliliğinin artırılmasına ilişkin görüşlerini şu şekilde özetler: “Eşitlik öyle bir duruma getirmiştir ki, nitelikli olmayan bir işçinin nitelikli bir işçi düzeyine yükselmesinde hiçbir çıkarı yoktur.” Stalin tespitinde, niteliksiz işçinin çalışmasının ortaya çıkardığı sonuca karşı ilgisiz olduğunu belirterek, nitelikli işçiyle aynı ücreti aldığı koşullarda niteliksiz işçinin kendisini aşmasını sağlayacak bir motivasyonu olmadığının altını çizer. Niteliksiz işçinin bu motivasyonu sağlaması için de maddi teşviklere ihtiyaç vardır. Stalin'in üretimin verimliliği artırmak için bulduğu formül tabi ki o günkü koşullarda anlaşılırdır. Fakat Ozan a göre sorun tamda burada başlamaktadır. Ücretlerin artırılması için sağlanan teşvik, prim ve parça başına ücretlendirme uygulaması SSCB'de geçici bir önlem olmaktan çıkarak ilke düzeyine getirilip, süreğenleştirilmiştir. Bu durum küçük burjuva eğilimlerin güçlü olduğu bir ülkede; sınıf atlama, zengin olma, köşeyi dönme arzularını kamçılayarak yeni bir toplumsal tabakalaşmanın önünü açmıştır. Uygulamalardan kaynaklı, bir süre sonra bürokratla bir sıradan işçi arasındaki fark 1'e 40'a ulaşırken, emek kahramanı bir işçiyle sıradan bir işçi arasındaki ücret farkı 1'e 30'a çıkmıştır. Maddi teşvikin yol açtığı bu ücret makasının açılmasıyla ortaya çıkan bu eşitsizlik daha sonra ortaya çıkacak olan yeni tipte bürokratik burjuvazinin kuluçkaya yatmasına elverişli koşuları da yaratmıştır. Stalin döneminde başlayan bu süreçte güç biriktiren bürokratik burjuvazi, Stalin'in ölümüyle iktidar tekelini gasp ederek kapitalist restorasyon sürecini başlatmıştır. Oysa yapılması gereken bu geçici olması gereken ücret politikasının 1945'e gelinmesiyle ortadan kaldırılmasıdır. Bu yapılamaz. Bunun ve diğer sebeplerin bedelini, SSCB kapitalist restorasyon sürecine girilmesiyle ödemek zorunda kalır.
Ozan'a kitabında kızıl cumartesilerin yani gönüllü çalışmanın komünist bir çalışma olduğu ve bu çalışmanın esas alınması gereğini vurgular. Yapılması gereken ücretler artırılarak burjuva hayalleri beslemektense komünist çalışmaya örnek olan Kızıl Cumartesilerin yaygınlaştırılarak ücretsiz toplumsal emeğin örgütlenmesidir. Oysa Lenin döneminde uygulanan Komünist Cumartesiler Stalin'in yeni ücret politikasıyla rafa kaldırılır. Bu politikanın geçici bir önlem olarak kabul edilecek bile olsa uzun vadede strateji konuma getirilmesini eleştirir, Ozan. Her ne kadar komünizm ileri bir üretim düzeyini gerektirse de ben bu görüşe katılamıyorum. Kapitalizmin işçiyi bir üretimi arttırmak için araçsallaştırdığı yerde sosyalizm insanı amaçlıştırmalıdır. Bu durumda üretimi arttırmak değil işçinin kendini gerçekleştirmesini sağlayacak zamanı arttırmak temel politika olmak zorundadır. Yeni insanın yaratılması için kültürel gelişmişlik düzeyi bana göre ekonomik gelişmişlik düzeyinden daha fazla önemlidir. Bir de günümüzde üretimin artırılmasının bir tür ekolojik yıkım getirdiği düşünüldüğünde artık sosyalizmin ekososyalist politikaları da göz önünde bulundurulmak zorunda olduğu unutulmamalıdır.
Partinin işçi sınıfı oranlarına ilişkin bir takım tablolar paylaşan Ozan, konuya ilişkin şu verileri bizle paylaşmaktadır: “Görüldüğü gibi 1934 öncesi yüzde 60-70'lerde olan işçi üyelerin temsiliyet oranı 1956'ya gelindiğinde yüzde 18'lere düşerken, yüzde 20-30 olan aydınların temsiliyet oranları ise yüzde 68'e sıçramıştır.” Bu tablo SBKP'nin giderek aydınlar partisine dönüşürken, işçi ve emekçi kesiminden nasıl koptuğunu ortaya sermektedir. Diğer taraftan ayda iki kez toplanması gereken Merkez Komite toplantısının süreç içerisinde toplantı sürelerinin arasının açılmasını söyle özetlemektedir: “1919'dan 1921'e kadar ayda iki kez, 1921'den sonra ayda 1 kez toplaması öngürülen MK, 1939'da tüzük değişikliği uyarınca yılda ancak 3 kez toplanır hale geldi. Ne var ki, Şubat 1941'de toplanan Merkez Komitesi, 2. dünya savaşı boyunca hiç toplanmadı, yeni bir toplantı ancak savaş bittikten sonra 1946'da gerçekleştirildi.”
2 Dünya savaşının ardından Sosyalist kampın doğuşuyla yeni bir sürece girilmiştir. Sosyalist kampın doğuşuyla Sovyetler tecrit olmaktan kurtulmuştu. Yeni durumu tespit eden teori ise “ sosyalizmin kesin zaferi”ni ilan ediyordu. Bu duruma göre içeride kapitalizm ve küçük meta üretimi yenilğiye uğratıldığı için restorasyon yolu kapanmıştır. Dışarı da ise sovyetler, sosyalist kampın doğuşuyla tecriti kırmış olduğu için emperyalist müdahaleyle kapitalist restorasyona karşı tam bir güven içindeydi. “Sosyalizm kesin zaferi” düşüncesi, Sovyetler Birliği'nin kendi gücünü abartırken emperyalist düşmanı küçümsemesini beraberinde getiriyordu.
Son olarak toparlayacak olursak Ozan, marksist teorinin yaşanan kapitalist restorasyondan sonra yeniden gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Teorinin, bu somut olarak ortaya çıkan yeni tipte burjuva büroktarik yozlaşmayı tespit ederek yeniden yapılandırılmasını öneriyor. Çünkü marksizm her ne kadar kapitalist restorasyonu ön görebilmiş olsa da, Bolşevik parti içerisinden gelen işçi sınıfından unsurların yeni bir büroktarik karşı devrimi örgütleyeceği konusunda yeterince silahlanmış değildir. Bu durumda Ne Marks'ın ne Engels'in ne de Lenin'in böyle bir deneyimi ve bu konuda teorize edilmiş bir reçetesi bulunmuyor. Ozan'a göre Stalin bu süreci teorize etmesi gereken kişi olmasına karşın bu durumu yeterince net bir biçimde bilince çıkarabilmiş değildir. Çünkü Stalin sosyalizmin kuruluşuna ve anti faşist mücadeleyi örgütleyen büyük bir devrimci olsa da bir Marks yada Lenin gibi bir usta olamıyor. Şayet Stalin böyle bir yetkinliğe ulaşmış olsaydı, bu tür bir akıbetin yaşanması da mümkün olmazdı, zaten...
Yorumlar
Yorum Gönder