Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

   Filozoflar içesinde en ayrıksı yerde duran kimdir diye sorarsak, herhalde bunun cevabı Nietzsche olurdu. Geleneksel değerlere, mevcut siyaset tarzına, bilime, akla ve ahlaka karşı yıkıcı bir biçimde çekiçle felsefe yapan Nietzsche, felsefe tarihindeki özgün yerini korumaktadır. Post modernizm ortaya çıkmadan çok önce onun ilk sözcüsü olabilmiştir. Ama yaşasaydı bu akımı da mahkum edebiliceğini göz önünde bulundurmak gerekir diye düşünüyorum. Günümüzde üzerine en çok tartışma ve akademik makale yazılan filozofların başında gelmektedir. Kimi sosyalistler tarafından faşizmin fikir babası olarak yaftalansa da Niezsche, hiçbir zaman antisemitizme prim vermemiş, eserlerindeki bu tür ibareler de kardeşi Elizabeth Nietzsche tarafından kitaba eklenmek süretiyle, kitapta tahrifat yapılmıştır. Bundan dolayı Nietzsche'yi suçlamak hiçte makul bir yaklaşım olmasa gerekir.     Nietzsche metafizik düşünüş tarzına şiddetli bir eleştiri getirerek, metafiziğin kuyusunu kazmıştı...

GELENEKSEL ERKEK KİMLİĞİNİN REDDİ 1

   Yıllar önce okuduğum Erkek Olmanın Tehlikeleri adlı eserden aklımda kalanları bu yazıya dökmeye çalışacağım. Kitabın yazarı Herb Goldenberg adlı bir psikiyatri uzmanıdır. Erkek olmanın tehlikeleri olur mu demeyin. Okumadan önce ben de böyle düşünüyordum. Ne var ki fikrim değişti. Öyleyse konuya bir giriş niteliği taşıyan yazıya geçelim.    Feminizm ilk kez 18 . yüzyıl aydınlanma dönemi ile başladı. Sosyal, siyasal ve toplumsal her alanda cinsiyet eşitsizliğine karşı verilen bir mücadeleydi. Kadınlar kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarını masaya yatırdılar ve bunların çözümü için harekete geçtiler. Yüzlerce yıldır verilen bu mücadeleler, kadınların hayatın her alanında görünür olmalarına ve erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesine yönelik bir takım kazanımlar sağlamalarına yol açtı. Artık kadın ezilen bir cins olmaktan daha fazlasıydı. Tabii ki konunun içeriği feminizm değil fakat buradan bir başka noktaya geleceğim. Yani kadınların bir kadın sorunun bilincinde ol...

GELENEKSEL ERKEK KİMLİĞİNİN REDDİ 2

   Erkek olmanın yarattığı sorunlara ilişkin bir giriş yazısı kaleme almıştım. Kadın özgürleşme hareketine paralel bir erkek özgürleşmesinin açığa çıkmadığına değinmiş, bir erkek bilincinin yaratılması gerektiğine dikkat çekmiştim.  Geneksel erkeğe yüklenen bir takım rollerin reddedilmesi gerektiğine işaret ettiğim Geleneksel erkek kimliğinin reddi adlı yazıda, bir erkek bilincinin özgür bir erkek için olmazsa olmaz olduğnun altını çizdim. “Kadın bilinci yada sınıf bilinci ne kadar gerekliyse erkek bilinci de o kadar gereklidir” dedim. Şimdi bu yazıda bu düşünceleri yeniden irdelemeye çalışacağım.    Simon de Beauvoir kadının toplumsal açıdan nasıl yaratıldığına ilişkin şöyle der: “ Kadın doğulmaz. Kadın olunulur.” Bu açıdan kadın biyolojik belirlenimi gereği kadın olarak doğmaz. Bizzat içinde doğduğu aile ve çevresi tarafından şartlandırılmak suretiyle bu cinsiyet rollerine kendini uyarlar. Kadınlık toplumsal bir yapılanmadır. Çocukluktan itibaren seçilen renkl...

TÜRKİYE'DE FEMİNİZM

   Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce dizisinin, İletişim yayınları tarafından 10. cilt konusu olarak feminizm seçilmiştir. Feminizmi Osmanlı'dan itibaren ele alan kitap, günümüze kadar yayınlanmış tüm feminist ve kadın dergileri üzerinden bir feminist okuma yapmaktadır. Kimi önemli feminist figürlerin yaşam hikayelerine yer verilmektedir. Oldukça hacimli olan kitap, feminizme ilgi duyanlara güzel bir başucu kitabı olma idasını taşımaktadır.  Türkiye'de Feminizme ilişkin genel hatlarıyla değinecek olan bu yazı, kapsamlı bir okuma yapmak isteyenler için bir başlangıç niteliği taşıyabilir.    Türkiye'de feminizmin başlangıcına dair tartışmalar düne kadar Cumhuriyet'in kuruluşuyla ilişkilendirilmekteydi. Cumhuriyet öncesinde herhangi bir kadın hareketinin olmadığı, hiçbir kadın fikrinin bulunmadığı gibi bir resmi görüş hakimdi. Sanki kadın sorunu Cumhuriyet'le birlikte sıfırdan açığa çıkmıştı. Feminist kadınların feminist tarih yazımı için geçmiş arşivlere girmesiyle...

KEMALİZM Mİ?

   Kemalizm tartışmalarını uzun süre takip etmeme ve bu konuda azımsanamayacak derecede kitap okumama karşın bir türlü başına geçip bir yazı kaleme alamadım. Hem konunun güncelliği hem de çetrefil oluşu nedeniyle erteledim. Ama artık yazmaktan kaçmam olanaksız. Kemalizmi marksist bir pencereden anlamlandırmaya ve eleştirel bir okumasını yapmaya çalışacağım. Klasik kemalist kesimin bir tür peygamber kisvesine sokarak mistik bir kahraman yarattıkları yerde herşeyin eleştirilebilceğine olan inançla bu tartışmayı kendi durduğunum noktadan açımlamaya çalışacağım. Çünkü marksistlerin tek kutsalı bilimsel kuşkuculuk ve gerçeğe olan tutkulu bağlılıklarıdır.    Kemalizm kavramı, ilk olarak ulusal kurtuluş yıllarında Batılıların Türk Ulusal Mücadelesini karalamak adına kulanılmıştır. İlerleyen süreçlerde bu pozitif anlamda kulanılmak suretiyle yaygınlaşmıştır. Kemalizm kulanımı tartışmaya açık bir kavram olup, kavramın anlatmak istediğini tam olarak yansıtmamaktadır. Bir şeyin...

ANARŞİZM ÜZERİNE

Resim
      Bu yazımın konusu anarşizm olup, anarşizmi olabildiğince size anlatmaya çalışacağım. Anarşizmin kendi içinde bir çok kolu olduğu için üzerinde uzlaşılmış bir anarşizm yaklaşımı bulunmamaktadır. Marksizm gibi sistematik bir dünya görüşü değildir, Anarşizm. Daha çok iç bütünlükten yoksun olup birbirinin karşıtı olan fikirleri de kendi içinde barındırabilir. Bazılarına göre sistematik olmamak onun güçlü yanıdır aynı zamanda. Anarşizmin içinde bir tarafta Anarko komünizm varken diğer tarafında anarko kapitalizm bulunabilir. Buna karşın epistemolojik olarak anarşizm kelimesi olumsuzluk eki bildiren Yunanca “an” ön ekiyle yönetici yada hükümdar anlamına gelen “arkhos” sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmektedir. Bu durumda bu kelimenin manası yöneticisiz yada hükümdarsızdır.    Anarşizm kelimesi genel egemen anlayışa paralel olarak; kitleler nezdinde kaos, şiddet ve başıboşlukla özdeşleştirilmiştir. Egemenlerin düzenini tehdit eden her görüş gibi anarşizm dü...

FOUCAULT'U ANLAMAK

    Bu yazımda 20. yy en önemli Fransız filozoflarından olan Foucault'nun kendi eserleri üzerinden bir okumasını yapmaya çalışacağım. Foucault'u bunca önemli kılan nedenlerden biri bugüne kadar yapılan akademik çalışmalarda kendisine en çok atıf yapılan düşünür olmasıdır. Özellikle marjinal kesimlerin yaşamına eğilmiş olması onu sıra dışı kılan özelliklerinden birisidir. Konu edindiği bu kesim suçlular, eşcilseller ve delilerdir. İktidarı özelilikle bu kesim dolayımında tanımlayan Foucault, bugüne kadar üzerine yazılan iktidar ilişkilerine yeni bir kapı açmakdır. Öyleyse düşünürümüzün fikir uğraklarını kitaplar üzerinden okumaya çalışalım.    Birçok kitabında dönüp dolaşıp bahsettiği bilgi-iktidar ilişkisidir. Bir iktidar sadece şiddet üzerine yani süngülerin üzerine oturamaz. İktidarın temel işlevi bilgi üretmesidir. Hem kurumsal düzeyde hemde söylem düzeyinde iktidar hakikati işler ve kendisi için sakıncalı kısımları kırpmak suretiyle onu malumata dönüştürür. Mal...

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİH YAZIMI

   Türkiye'de işçi sınıfının olmadığına yönelik önemli bir küllüyat vardır. Uzun yıllar işçi sınıfının tarihyazımı gündeme gelmemiştir. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte asıl nedeni;bu alanın muhafazakar, milliyetçi, kemalist ve liberal yaklaşımların insafına bırakılmasıdır. Bu görüşler doğal olarak işçi mücadelesinin olması için sanayi devriminin yaşanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Osmanlı da ve Modern Cumhuriyet'te bir sanayi devrimi gerçekleşmediğini ileri sürerek kapitalizmin oluşmadığını, bu nedenle ülkemizde  işçi ve burjuva sınıfın varolmadığını belirtmişlerdir.     İşçi sınıfı üzerine kalem oynatanlar da sanayi işçileriyle, zanaatkarlar ve lonca işçileri arasına aşılmaz duvarlar örmekle meşguldü. Oysa İngiliz tarihçi E. P Tompson ele aldığı kitaplarda proleterleşme bilinci ve proleterleşmenin bir süreç olduğunu ifade ediyordu. Diğer taraftan işçi sınıfı tarihinin önemli isimleriden Sewell şöyle diyordu: “ Sınıf bilincine sahip isçi sınıfını...

ÇALIŞMA KARŞITLIĞI

   Antik Yunan yaşamını incelediğimizde çalışma etkinliğinin hor görüldüğü bir dönem yaşanmıştır. Çalışmak kölelere mal olmuş bir edimdir. Hatta kölelere 'konuşan alet' gözüyle bakılmış, bütün fiziksel çalışmalar köleliğin bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Antik Yunan felsefesinin bir mucize olarak algılanması aslında bir yanılsamadır. Bu, bir mucize değil, köle emeğinin yarattığı boş zamanın etkin bir şekilde değerlendirlmesinin sonucudur. Yunan felsefesi gelişimini tam olarak felsefecilere boş zaman sağlayan kölelere borçludur. Aşırı çalışmanın insan zihnini alıklaştırdığı, fakat nitelikli bir boş zamanın insanın kendini gerçekleştirmesine yaradığı genel kabul görmüş bir hakikattir. Yunan kentinde fiziksel çalışmanın dışanda olan kesim vatandaş olarak görülmüş, kadınlar ve köleler vatandaş olmaktan men edilmiştir. Zorunlu çalışmanın dışanda olan politika özgürleşme alanı olarak algılanmış, siyasi varoluşa pek fazla önem atfedilmiştir. Yunan demokrasisi, kadın ve köleyi d...

HEGOMONYA, İDEOLOJİ VE İKTİDAR

   Sovyetlerin resmi ideolojisi olarak Sovyet Marksizmi sosyalizimin hayata geçirilmesinde önemli bir eşiğin aşılmasında rol oynamıştır. Marksizme 20 yy'da Lenin katkısı olarak değerlendirilebilebilcek bu anlayış, Lenin'nin ardından Stalin marksizmi şeklinde yoluna devam etmiştir. Marksizmin teorideki zenginliğine karşı kendini korumaya alan ve Batı marksist düşünceyi kendine rakip olarak gören bu tavır, neticesinde dinamik olması beklenen marsizmi donmaya ve taşlaşmaya terk etmiştir. Batı marksist düşünürleri, Sovyet Sosyalizmi tarafından ötekileştirilmiş ve bu düşünürler “revizyonist” olmakla suçlanmışlardır. Kapalı devre bir marksist dogmalar yığını böylece sosyalistlerin temel dayanak noktası haline getirilebilmiştir. Bu nedenle bu doğmalar hayatın kendisine dar geldiği için bir süre sonra sosyalist deneyim yenilgiye uğramıştır. Her politik yenilginin aynı zamanda teorik bir yenilgiye yol açtığı düşülülürse, bu bizi mevcut teorik yetersizliğin sorgulanmasına kanalize eder....

FRANKFURT OKULU

   Eleştirel teori, Almanya'nın Frankfurt kentinde yeni marksist ekolü temsil eden bir toplumsal araştırma estütüsünün ortaya koyduğu düşünsel geleneği ifade etmektedir. Frankfurt okulu olarak adlandırılan  teori ekolünün önemli düşünürlerinden bazılarının ismi şunlardır: Horkhaimer, Adorno, Marcuse, Habermas ve Fromm. Eleştirel teori okulunun tek bir dönemle adlandırmak mümkün değidir. Okul 4 farklı dönemdeki yöneticileri nedeniyle bir takım farklılıklar da içermektedir. Kuruluşu olan 1922'den 1931 yılına kadar olan dönem, Carl Gürünberg yöneticiliğinde marksizme ilişkin araştırmalara öncelik verilmiştir. Marsizm bir bilim olarak değerlendirilmiş ve işçi sınıfı, toplumun dönüşümünün kaldıracı olarak görülmüştür. Bu yıllar içesinde işçi sınıfıının durumuna ilişkin akademik çalışmalar ön plana çıkarılmıştır. 1931-1941 yıllarında ikinci dönemin başına Horkhaimer geçmiştir. İşçi sınıfıyla olan teorik bağın kopuna işaret eden bu dönem, eleştirel teorinin geleneksel teorinin k...

ÖZGÜR İRADE

   Özgür irade meselesi tarihsel olarak Antik Yunan'a kadar geri götürülebilir. Bu konu geçmişten günümüze felsefenin ana gündemlerinden birini oluşturmaktadır. Özgür iradeye dair bir fikir edinmek için okuduğum Özgür İrade adlı kitapdan yararlandım. Thomas Pink tarafından kaleme alınan bu eser, oldukça kapsamlı bir şekilde özgür iradeyi irdelemiş bir giriş kitabı olsada, ele alış tarzı bakımından yazarın farklı sorular sorabilecek bir yetkinliğe sahip olduğunu da ispatlamaktadır. Bu kitabın bende uyandırdığı düşünceler kapsamında bu yazıyı yazmaya çalışacağım. Özgür irade üzerine şu yada bu şekilde kafa yoran herkesin bahsettiğim kitabı okumaları naçizane önerimdir.    Hepimiz hayatımızın günlük akışı içerisinde bir takım kararlar alırız. Bu kararların failinin kendimiz olduğu bilinciyle yaparız, tüm bunları. Evde oturmayı yada kitap okumayı tercih etmek bizim insiyatifimizdedir. İradi olarak hayata dair kararlar alır ve uygularız. Birisi çıkıpta tüm bu kararların b...

ETİK

   Etik tartışılmaya başlandığı her yerde ahlakla karıştırılmaktadır. Bazı yerlerde etiğin ahlakın yerine kullanılmakta olduğuna defalarca şahit olmuşuzdur. Fakat ahlak, insanın bütün unsurlarıyla hazır bulduğu norm ve kurallar bütünüdür. Bu durumda insan, ahlak söz konusu olduğunda pasif bir alıcı konumundadır. Bir tür yaşam bilgeliği olan ahlak, yerel ve lokaldir. Bahsettiğimiz bu kavram tarihselliği olan bir pratiktir. Etik ise ahlaki hayatı her yönüyle ele alan, ahlaka yönelen felsefi bir disiplindir. Ahlak, eylemin pratiğini temisil ettiği yerde etik, pratiğin kuramı olmak durumundadır. Etik, ahlak gibi verili bir durumun kendisi değil; verili olan ahlakın tartışılarak temellendirilmesini ve akli olarak soruşturulmasını temel alır. Bu noktada pasif bir tutum yerine, aktif bir duruşu temsil eder.    Felsefi bir disiplin olan etiğin tarihi Antik Yunan'a kadar dayanmaktadır. MÖ 5. yüzyılda kendinden bahsedilmeye başlanan etik, özellikle Sokrates ve Platon tarafında...