NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

   Filozoflar içesinde en ayrıksı yerde duran kimdir diye sorarsak, herhalde bunun cevabı Nietzsche olurdu. Geleneksel değerlere, mevcut siyaset tarzına, bilime, akla ve ahlaka karşı yıkıcı bir biçimde çekiçle felsefe yapan Nietzsche, felsefe tarihindeki özgün yerini korumaktadır. Post modernizm ortaya çıkmadan çok önce onun ilk sözcüsü olabilmiştir. Ama yaşasaydı bu akımı da mahkum edebiliceğini göz önünde bulundurmak gerekir diye düşünüyorum. Günümüzde üzerine en çok tartışma ve akademik makale yazılan filozofların başında gelmektedir. Kimi sosyalistler tarafından faşizmin fikir babası olarak yaftalansa da Niezsche, hiçbir zaman antisemitizme prim vermemiş, eserlerindeki bu tür ibareler de kardeşi Elizabeth Nietzsche tarafından kitaba eklenmek süretiyle, kitapta tahrifat yapılmıştır. Bundan dolayı Nietzsche'yi suçlamak hiçte makul bir yaklaşım olmasa gerekir. 

   Nietzsche metafizik düşünüş tarzına şiddetli bir eleştiri getirerek, metafiziğin kuyusunu kazmıştır. Sokrates'ten bu yana ortaya çıkan bu anlayışa karşı çıkarak ruh, öteki dünya vb kavramların bir hakikate karşılık gelmediklerini belirtmiştir. İzleyicilerine "bu dünyaya sadık kalın doslarım" diye seslenerek seküler bir yaşamın savunucusu olmuştur. "Tanrı öldü" metaforuyla hafızalarda yer eden Nietzsche, " tanrı öldü ve biz onu kiliseye gömdük" diyerek hristiyan inancında tanrıyı ölü bulduğunu ifade etmiştir. Bu durumun tüm Avrupa'da nihilizmi geçerli kılacağını öngören Nietzche, nihilizmi şöyle tarif eder: "Nihilizm kapıda bekliyor: Nereden geliyor bu misafirlerin en tekin olmayanı?" Ona göre nihilizm en yüksek değerlerin kendi kendini değersizleştirmesi, amacın kaybolması ve niçin sorusunun cevapsız kalmasıdır. Bahsedilen bu nihilizm insanlık için bir son olmaktan ziyade yeni bir aşamaya geçişi sembolize eder. Nietzsche'de bütün değerlerin değersizleştirilmesi nihilizmin ilk aşamasını temsil eder ki buna pasif nihilizm denir. Bu biçiminde insanlar boşluk ve hiçlik duygusuyla kıvranır ve bir anlamda intihar aşamasına kadar gelebilirler. Diğer nihilizm ise yeni değerlerin değerlendirilmesi olup, buna da aktif nihilizm adı verilir. Yeni değerler yaratılır ve insanlık bu bunalımı atlatarak pozitif bir anlam arayışına ulaşırlar.

   Nietzche'nin epistemolojisine gelecek olursak ona göre nesnel ve mutlak bilgi diye bir şey yoktur. Duyusal dünyanın güvenilir olduğunu söyleyerek hakikate en yakın bilginin duyusal bilgi olduğunu ileri sürer. Oluş filozofu alarak değişimin her yerde ve herşey için geçerli oluduğunu savunan Nietzche, değişmeyen töz ve varlıkların hiçbir geçerliliği olmadığını tekrar tekrar ifade eder. Antik Yunan'daki Heraklitos'un yaklaşımını doğru bulan filozof, değişimi felsefesinin temeline yerleştirmekten çekinmez. Hemen her varlığın karşıtıyla bir arada bulunduğunu söyleyen Nietzche, diğerkamlığın ancak bencillikle var olduğunu yani iyi olanının aşağı olanla anlaşılabileceğini belirtmektedir. Oysa metafizik savunucuların iyi olanı, aşağı olandan ayırıp, mutlaklaştırmak suretiyle aşkın varlıklara ulaşmış bulunduklarının altını çizer. Mutlak iyi diye birşey yoktur. Mutlak iyi ancak mutlak kötülükle varolabilir, ancak.

   Nietzche'nin etik anlayışına gelirsek onun için iki tür ahlak olduğunu söylememiz gerekir. Bir güçlülerin ahlakı olan efendi ahlakı, diğeri güçsüzlükten doğan köle ahlakıdır. Efendi ahlakı aktif bir ahlakı temsil ederken, köle ahlakı reaktiftir. Efendi kendi ahlakı için bir başkasının varlığına ihtiyaç duymaz. Onun varlığı zaten kendi kendine yeter bir ahlakın nedenidir. Oysa köle kendi ahlakını var edebilmesi için efendiye ihtiyaç duyar. Efendiye duyduğu hıçla köle ahlakını inşa eder. Bu açıdan köle ahlakı ancak reaktif olarak var olabilir.  Nietzche'ye göre iyi soylu olanken kötü soylu olmayandır. Güç, asalet, eğlence ve mutluluk efendi ile özdeşleşirken güçsüzlük, eylemsizlik ve mutsuzluk köleyle eş anlamlıdır. Ahlakın soykütüğünde iyi ve kötünün böylesi tanımlardan menkul olduğunu keşfetmiştir. İyi ve kötünün bugünkü anlamından oldukça farkı kulanıldığını, bu kavramların tarihsel olduklarını belirtmiştir. Nietzche'ye göre aristokrasinin evrensel yenilgisi kendi gücünden utanç duymasıyla başlamıştır. Vicdan denilen hristiyan ahlakı nedeniyle güçlü güçlü olmaktan korkar hale gelerek güç istencini kaybetmiştir. İşte dekadans burada başlar. İşte güçsüzün organize olarak güçlü üzerinde üstünlüğü, insanın soysuzlaşması yada hastalanması olmuştur. 

   Nietzche mantık anlayışına da karşı çıkmıştır. Mantığın insanların oluşturdukları düşünce şablonlarını gerçekliğe giydirmeye çalıştıklarını belirtmiştir. Oysa ki hayat insanların spekülasyanlarının dışında ve ötendedir. Bu nedenle mantık bize hakikati vermez aksine ona ulaşmayı imkansız kılar. Ayrıca filozofumuz diyaliktiğe de karşı çıkar. Diyalektik ezilenin ezene karşı kullandığı bir silahtır. Her argümanı gerekçelendirmeyi esas alır. Nietzche'ye göre güçlü haklılığını gerekçelendirmek zorunda değildir. O haklılığını güçünden alır. Ve güç gerekçelendirmeye ihtiyaç duymaz. Nieztsche duyular üstü dünyanın akılla gerekçelendirmesine karşı çıkararak rasyonalizmi de reddetmiştir. Aklın herşeyi anlamlandıramayacağını belirtirken duyusal gerçekliği muğlaklaştıran akla karşı savaş ilan etmiştir. 

   Aslında Nietzche'ye dair değinmediğim onca konu kalmış olmasına karşı bazı önemli noktalara girip yazımı sonlandıracağım. Nietzche açısından ortaya konulan üstinsan bir diğer anlamda sosyalizmin yaratmak istediği yeni insandır. Yeni değerler yaratan, kendi ahlakını aşkınsal varlıktan ziyade kendinde arayan, hayatı keşiş bakışıyla yok sayan değil yaşamı her boyutuyla olumlayıp evetleyen insan yeni insandır. Nietzche'nin tabiriyle bu yeni insan üstinsandır. Son olarak şunu da belirtmeliyim ki Dostoyevski " tanrı öldüyse herşey mübahtır!" derken Nietzche insanlara söyle seslenir: " Tanrının olmadığı koşulda bizler ahlaklı olmayı nasıl başarabiliriz?" Tanrısız ahlakı sorunsallaştıran Nietzche, tanrısız olarak bize yürümemiz gereken yolu gösteren bir meşale gibidir...

   

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

İDEOLOJİ