ANARŞİZM ÜZERİNE

 

    Bu yazımın konusu anarşizm olup, anarşizmi olabildiğince size anlatmaya çalışacağım. Anarşizmin kendi içinde bir çok kolu olduğu için üzerinde uzlaşılmış bir anarşizm yaklaşımı bulunmamaktadır. Marksizm gibi sistematik bir dünya görüşü değildir, Anarşizm. Daha çok iç bütünlükten yoksun olup birbirinin karşıtı olan fikirleri de kendi içinde barındırabilir. Bazılarına göre sistematik olmamak onun güçlü yanıdır aynı zamanda. Anarşizmin içinde bir tarafta Anarko komünizm varken diğer tarafında anarko kapitalizm bulunabilir. Buna karşın epistemolojik olarak anarşizm kelimesi olumsuzluk eki bildiren Yunanca “an” ön ekiyle yönetici yada hükümdar anlamına gelen “arkhos” sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmektedir. Bu durumda bu kelimenin manası yöneticisiz yada hükümdarsızdır.

   Anarşizm kelimesi genel egemen anlayışa paralel olarak; kitleler nezdinde kaos, şiddet ve başıboşlukla özdeşleştirilmiştir. Egemenlerin düzenini tehdit eden her görüş gibi anarşizm düşüncesi de çarpıtılmış ve gerçek düşüncesi anlaşılmaz hala gelmiştir. Anarşizm, her tür otoriteye, tahakküme ve hiyararşiye karşı olmaktır. İnsanın doğasını zehirleyen devletin ortadan kaldırılması istemek ve bu doğrultuda harekete geçmektir. 

Kropotkine göre ise: “Hükümetsiz bir toplumun olduğu yaşam ve davranış ilkesine veya teorisine verilen addır” Yani devletin ortadan kalktığında toplumun onun yerini aldığı, insanın kendi kendini dikey değil fakat yatay bir şekilde yönetmesidir. Bir tür özyönetim ve karşılıklı dayanışmadır. Anarşizme göre Hobbes'un aksine insan doğası iyi ve dayanışmacıdır. Devletin varlığı insanın bu doğası tahrip eder. Devletin ortadan kalkmasıyla insan eski doğasına geri dönerek kendini toplumsal açıdan gerçekleştirebilir. Kropotkin Karşılıklı Yardımlaşma kitabında doğada da topluluk içinde olan canlıların deyanışma sayesinde varlıklarını sürdürebildiklerine dikkat çeker. Darwin'in türler arası savaşından daha önemli olanın türler arasındaki dayanışma olduğunu söyleyen Kropotkin, Sibiryada yaşayan penguenlerin içi içe geçerek soguktan korunduklarının altını çizer. Kurlar yaşamak istiyorsa birlikte dayanışma halinde avlanmak zorundadır. Doğada olan bu dayanışma insanlar içinde geçerlidir ve onun toplumsallaşmasının en önemli nedeni de budur.

   Anarşizm içinde ana akım iki temel kola ayrılır. Toplumsal anarşistler ve  bireysel anarşistler. Bunlardan bireysel anarşistlere göre bireye şekil veren grup değildir. Tersinden gruba şekil veren bireydir. Grup; ise bireylerin toplamıdır ve grubun kendine ait bir yaşamı yada bilinci yoktur. Bu konuda Paul Goldman şöyle demektedir: “ Bence anarşizmin ana ilkesi özgürlük değil, özerklik, bir işe başlayabilme ve onu kendi tarzında yaşabilme yetisidir.” Bireyin özgürlüğü her ne gerekçeyle olursa olsun kamu adına kısıtlanmaz. Kamu adına bireyin varoluşu engellenemez. Radikal bireycilerden birisi de Stirner'dır. Stirner devlete, ahlaka karşı olduğu kadar topluma da karşıdır. Toplumum yıkılmasını ve onun yerini alacak egoistler birliğini savunur. Ama böyle bir  birlikteliğe tarihte rastlanamamıştır. Çünkü bunca egoistten bir birlik çıkmaz. Toplumsal anarşistlere gelirsek. onlar bireyi belirleyenin toplum olduğunu savunur. Toplum bireylerin toplamından daha fazlasını ifade eder. Örnek vermek gerekirse; kek yapmak için un,yumutta, süt, yağ, su, şeker, vanilya vb ihtiyaç vardır. Bunlar karıştırılıp fırına atıldığında ortaya kek çıkar. Keki kestiğimizde sudan, vanilyandan yada şekerden bir parçayla karılaşmayız. Kek onun yapımı için gerekli olandan daha fazlası, başka bir şeydir. Tıpkı toplumda bu örnekteki gibi bireylerin bileşiminden fazlasıdır. Bakunin bu konudaki yorumu şu şekildedir: “ Günümüz toplumunun en sefil bireyi bile, sayısız birikimsel, toplumsal çabalar olmasaydı, varolamaz ve gelişemezdi. Yani birey ve bireyin özgürlüğü ile akıl, toplumsal ürünlerdir ve bunun tersi de geçerlidir. Toplum kapsadığı bireyin ürünü değildir. Birey daha iyi daha bütünlüklü geliştikçe özgürlüğü daha bir artar ve kendi toplumunun eseri oldukça toplumdan daha fazlasını alır ve ona daha çok borçlanır.”

   Anarşistler yasaya karşıdır. Yasanın tehdit olarak kullanıldığı yada zorla uygulandığı cezanın insan davranışını düzeltmenin bir yolu olmayacağını düşünür. Çünkü aklıcı bir iknanın yeterli olduğu yerde zor kulanarak sonuca ulaşılamaz. Zor kimseyi ikna etmez yada saygınlık uyandırmaz. Yasa suçlu görülen insandan ilkel bir şekilde öc anlayışının bir ürünüdür. Oysa insan toplumun bir ürünüdür ve suçta yaşadığı toplumdan soyut ele alınamaz. Bireyden çok toplum suçludur. Ve toplumu değiştirmek suçu azaltlamanın en iyi yoludur. Kropotkin suça ilişkin şöyle bir değerlendirmede bulunur: “ Mevcut suçların yaklaşık üçte ikisi mülkiyete karşı işlenen suçlar olduğu için günümüzde az sayıda ayrıcalıklı kişinin elinde olan mülkiyet, gerçek kaynağına yani topluma döndüğü zaman bu suçlar ortadan kalkacak yada cüzi miktarla sınırlanacaktır” Kropotkine göre de cezaevleri, suçu önlemekten ziyade suçu arttıran yerlerdir. Bu nedenle anarşistler suçun cezalandırılmasına karşı çıkarlar. Suçluyu, ahlaki olarak eğitilmesi ve topluma kazandırılması gereken bir birey olarak görürler.

   Anarşistler ulus adına ezen ve ezilenin çıkarları birmiş  gibi bir arada yer almasının makul olmadığnı savunurlar. Onlar evrensel yurtaşlığı, düşüncelerinin merkezine koyarlar. Ulusal kurtuluş mücadelelerini koşullu destekleselerde egemen ulus devletinin varlığını hiçbir suretle onaylamazlar. Kendileri için mutlak özgürük istemezler. Bencil bir bireyselliği değil diğerkam bir bireyselliği ön planda tuturlar. Bakunun gibi anarşistler bilimin yöntemini reddeder. Bilimin, çağımızda bilim despotizmine ulaştığını belirterek bilime kuşkucu yaklaşmaktadır. Fakat  bilgnin ve tekniğin otoritesini buna rağmen destekler. Uzman otoritesi yadsınamaz. Hastalandığımızda doktora gideriz baytara değil. 

   Nietzsche'nin irade kavramı genellikle yanlış anlaşılmaktadır. O doğa ve başkaları üzerinde güç kullanılmasını savunmamış kişinin kendi üzerinde bir güç kullunımını doğru bulmuştur. İnsan başkalarının efendisi olamaz, olsa olsa kendisinin efendisi olabilir. Bu açıdan anarşistlerin görüşüyle Nietzshce'nin görüşleri örtüşmektedir. Kişinin kimseye itaat etmemesi kendi kendine itaat etmesi bir tür özgürlük içgüsüdür. Trafik kurallarına itaat etmek için dışsal bir disipline gerek yoktur. Anarşistlere göre, toplumsal kuralların, insana faydası kavradığı oranda bunun içsel bir davranışa dönüşmemesi düşünülemez. Yani anarşistler dışarıdan dayatılan disipline  karşı fakat içdisipline karşı değildir. 

   Marksistlerlerle toplumsal anarşistler, toplumsal devrim konusunda genel olarak benzer görüşlere sahip olsalarda, devlet konusunda ayrışırlar. Engels sınıfların ortadan kaltığında devletin ortadan kalkacağını ve bunun yerine insanın yönetimi yerine nesnelerin yönetimine bırakacağını dile getirir. Bu anlayışa göre sınıfların ortadan kalkmısı ile devlet yok olur gider. Ama bu süre zarfında proletarya partisin varlığı başlı başına sorundur. Bakunin sovyetlerde olduğu gibi kızıl bir bürokrasinin açığa çıkacağı öngürüsünde bulunmuş ve devletin kurulduktan sonra sönmek yerine daha da güçleneceğini belirtmişti. Çünkü devletin kendi yasaları vardır. Bir kere devleti ortadan kaldırdıktan sonra yine devlet mekanizmasının başına geçmek, o devletin işçi ve emekçiler lehine güçlenmesi sağlar. İktidar zehirlenmesi her devlet görevlisinin muzdarip oluduğu bir durumdur ve kimse bundan kaçamaz. Geçmiş deneyimlerle sabittir ki proletarya diktatörlüğü kısa bir süre sonra parti önderliğinin diktatörlüğüne dönüşmüştür. Ve devleti kuranlardan devleti ortadan kaldırmasını beklemek en hafif tabirle naifliktir. Öte taraftan devletin ortadan kalkmasının ardından insanın yönetiminin yerine nesnelerin yönetimine bırakacağına dair görüşe, Maletesta söyle yanıt verir: “ Her kim nesneler üzerine iktidar kurarsa; her kim üretimi yönetirse, üreticileri de yönetir. Her kim tüketimi belirlerse, tüketicilerin efendisi olur. Önemli olan nesnelerin yöneticilerinin yaptığı yasalara göre değil, ilgili taraflar arasında yapılacak özgür anlaşmalar temelinde yönetilmesidir.”

   Anarşizme ilişkin eleştirel bir değerlendirme yapmak gerekirse, onun insanın doğasına dair yaklaşımını ele almak gerekir. Hobbes'ta insan doğası ne kadar kötüyse, anarşizme de insan doğası o kadar iyi ve dayanışmacıdır. Her ikisi de insanın bir tarafını ifade eder.  Aslında insan hem öteki hem de diğeridir. Foucault'a göre insan doğası diye önceden belirlenmiş bir şey yoktur. İnsan devlet tarafında kurulur. Devletin söylencesel ve kurumsal pratikleriyle baştan sona inşaa edilir. Bu yüzden yapılamsı gereken ne olduğumuzu keşfetmek değil olduğumuz şeyi reddetmektir. Ögürleşme devletin bize giydirdiği kimlikten soyunmaktır. Diğer taraftan klasik anarşizmin eksik yanı devlet iktidarına bakışıdır. İktidar insanların üzerinde çelişitli kurumlardan ve kurumların kurumu olan devletten kaynaklanır. Bu anlayışa göre iktidar ve birey ayrı şeylerdir. Oysa Focault bunun böyle olmadığını göstermiştir. ktidar devletle sınırlı değildir. Birilerinin elinde bulundurulacak bir meta değildir İktidar döngüseldir. Hem size uygulanır aynı zamanda sizin tarafınızdan başkasına uygulanır. Patron işçiye iktidar uygular. İşçi evde eşine iktidar uygular ve eşi de çocuğuna iktidar uygulamaktadır. Yani akışkan bir iktidar anlayışı mevcuttur. Tek taraflı devletin halka uyguladığı bir iktidar değil, herkesin herkese uyguladığı bir iktidar söz konusudur. Böyle bir iktidar anlayışı karşısında klasik anarşizmin söyleyeceği çok bir şey yoktur. Post modern anarşizm bireyden kaynaklanan tahakkümün yada dildeki tahakkümün farkındadır. Mikro iktirarlara yani bireysel tahakküme karşı olmaksızın makro iktidara yani devlete karşı olamazsınız. Bireysel tahakküm biçimleri hayatımızı sızmış bulunduklarından devlet tahakkümünden daha zararlı ve sinsidir. Aile içinde kendi kızına mikro fasizm uygulayan baba ile ataerkil sistemin kendisi arasında bir bağlantı bulunmaktadır. Babanın tahakkümüne karşı olunmadan ataerkiye karşı olunamaz. Tahakküm ve otoritenin günlük yaşamdaki görünümleri karşı olmak her anarşistin görevidir. Tabi ki en başta da kendimizde bulunan bu mikro faşizme karşı olmak gerekir. Yoksa bize uygulanmasını istemediğimiz şeyi başkasına uygularız. 

   Çok derinlikli olan bu konuya daha fazla sayfa ayırmak isterdim. Fakat bunun okumayı güçleştirdiğini düşündüğüm için yapamıyorum. Konuya ilgi duyanların önereceğim şu kitapları okumasında fayda var. Noam Chomsky Anarşizm Üzerine ve  Anarşizmin Tarihi Peter Marshall. Bu kitapları okumak size anarşizm üzerine bir ufuk kazandıracaktır...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

İDEOLOJİ