BUGÜNÜ YAŞAMA ARZUSU DEĞERLENDİRMESİ
Okuma Grubu tarafından belirlenen bu kitap, grup terapisi üzerine uzman terapist İrvin Yalom tarafından kaleme alınmış, alanında yazılmış ilk romandır. Psikolojik çözümlemelerin yapıldığı ve aynı zamanda Schopenhauer biyografisini de içeren Bugünü yaşama arzusu güzel bir kurguya sahirtir. Ölümle yüzleşmek zorunda kalan terapistimiz julius buna karşın yönetmekte olduğu terapi grubuna devam etme kararı alır. Terapi çalışmalarında sonuç alamadığı eski hastası Pihilip e ulaşan julius, son birkez şansını denemek ister ve Pihilip'i terapi grubuna katılmaya ikna eder. Pihilip, farklı karakterlerin olduğu gruba katılır, fakat kimsiyle göz teması kuramaz.Ve empati yeteneğinden de yoksundur. Buna karşı entellektüel açıdan çok donanımlı birisidir. Geçmişinde kadınlarla sürekli geçici cinsel ilişkiler yaşamış ve çoğunu terk ederek, yeni kadınlara yelken açmıştır. Tatmin yaşamadığı sürece kendini kitaplara veremediği için sürekli bir cinsel tatmin peşinde koşmakta ve kadınları yaralamaktadır. Geçmişte bu yüzden Julius'un bireysel terapisine katılmış ama sonuç alamamıştır. Pihilip'in Grup terapisine katılmasının temel nedeni ise arzuladığı mesleği yapabilmesi için julius'un süpervizörlüğü kabul etmesini istemesidir.
Terapi grubunun kendi aralarında konuşmalarına ve polemiklerine yer veren kitap, diğer taraftan Schopenhauer'in biyografik bilgisini gözler önüne sermektedir. Çocukluğundan itibaren yazar annesi ve işveren babası tarafından iyi olanaklarala yetiştirilen Schopenhauer, babasının yerini alacak varis olarak görülmektedir. Buna istekli olmasa da babasını kıramayan Schopenhaur, babasının ölümünden sonra kendisini felsefeye ve büyük düşüncelere adayabilmiştir. İnsanlardan kaçmış ve hemen hiç arkadaşı olmamıştır. Yalnız kalmayı entellektüelin bir gereği olarak görmüş ve insanlardan nefret eden yapısıyla kendi içine kapanmıştır. Egoizmi annesinin de dikkatini çekmiş, bu yüzden annesinin eleştiri oklarına hedef olmuştur.
Kitaba dönersek, grup terapisi sırasında Rebecca ve Bonnie Pihilip için rekabete girer. Pihilip onlara ilişkin şöyle bir değerlendirmede bulunur: " Bonnie ve Rebeccanın benzer sıkıntıları var. Bonnie popüler olmamaya dayanamıyor, Rebecca ise artık popüler olmamaya dayanamıyor. İkisi de başkalarının ne düşündüğünün esiri olmuşlar. İkisi içinde mutluluk, diğerlerinin ellerinde ve kafalarında yatıyor. İkisi içinde çözüm aynı: insanın içinde ne kadar çok şey varsa, başlarından o kadar az şey ister." Bu değerlendirme, Pihilip'in entellektüel açıdan kişinin kendi kendine yeterliliğine değer verdiğini göstermektedir. Kişi sadece bilgiye karşı aç olmalıdır ama arzu ve isteklerine de o kadar tok olabilmelidir. Okuduğum başka bir kitapta konuya ilişkin bir yorum şöyleydi: " Seçilmiş yalnızlık kişinin kendi başına kalması değil kendi kendiyle başbaşa kalabilmesidir." Bu zorunlu yalnızlıktan bir noktada ayrılabilmektedir. O da kişinin yalnızlığı bilinçli bir şekilde seçmesi ve kendi kendisiyle nitelikli zaman geçirmeyi başarabilmesidir.
Pam bir öğretim görevlisidir. Güzel ve zeki bir kadındır. Dugusal takıntılarından kurtulamadığı için terapiye ara vermiş ve Hindistan'a gitmiştir. Burada meditasyon çalışmalarında zihnini boşaltma tekniklerini uygulamış ve bunda kısmen başarılı olmuştur. Fakat takıntılarını tam olarak atlatamadan terapi grubuna yeniden dahil olmuştur. Gruba katıldığında şok geçirir. Yıllar önce kendisiyle ilk defa birlikte olan ve ardından onu terkeden erkek karşısında oturmaktadır. Bu durumdan çok irite olur ve terapiyi terk etmek ister. Arkadaşlarının müdahalesiyle bundan vazgeçer ve başından geçenleri anlatır. Yıllar önce üniversite öğrencisiyken ders asistanı olan Pihilip'le tanışır. Pam'ın en yakın arkadaşıyla birlikte olan Pihilip sonra Pam'la da birlikte olur. Ve ikisini de bir süre sonra terk ederek iki arkadaşın dostluğunu yerle bir eder. Bu sıkıcı karşılaşmaya rağmen her ikiside grup terapisine devam etme kararı verirler.
Kitabımızda geçen Schopenhaur kısmına gelirsek insansevmez manifestosunda şu cümlelere yer veriliyor: "Kibar ve dostça davranarak insanları esnek ve itaatkar yapabilirsiniz. Bu yüzden sıcak bal mumu neyse kibarlık da insan doğası için odur." Bu sözler bir Schopenhaur hayranı olan Nietschce'yi hatırlatıyor bana. Güç istencide kadını itaatkar kılmanın yolu şiddet uygulamaktan ziyade bunun daha esnek yolları oluduğu söyleyip, kadına gül vermenin daha estetik olacağını belirtiyor. İtaat ettirmenin yada otoriteye boyun eğdirmenin en güvenilir ve doğal yolu Niezschce'ye göre, kırbaç değil güldür. Bu durumda Niezsche'nin kadın düşmanı nitelemesinin Shophenhaur'dan çok şey aldığını söyleyebiliriz.
Schophenhaur özyaşamöyküsüne ilişkin bir açıklamada söyle diyor: " İnsanlarla kurulan neredeyse tüm bağlar bir kirlenme, bir pislenmedir. Ait olmadığımız acınası yaratıklarla dolu bir dünyaya indik. Daha iyi olan az sayıda insana saygı duymalı ve değer vermeliyiz, gerisine talimat vermek için dünyaya geldik, onlarla arkadaş olmak için değil." Bu söylem bir aristokrat olan Shophenhaur'un enkellektüel bir kibirini yansıttığı gibi insanları yöneten ve yönetilen olarak ayrıştırıp ötekileştirmesine yol açıyor. Oysa olması gereken bu kastın insanlık lehine aşılmasıdır. Nasıl insanın insanı sömürmesine karşı çıkıyorsak insanın insanı yönetmesine de karşı çıkabilmeliyiz. Yöneten ve yönetilen arasındaki çelişki ortan kalktığında insanın kendi kendine yönetimi yani özyönetim devreye girdiğinde artık siyaset denen insanın insan tarafından güdülmesine gerek kalmayacaktır.
Kitapta Schopenhaur'un erkek ve kadın cinselliğine ilişkin yorumları fazlasıyla ataerkil niteliktedir. Erkeklerin tohumlarını sınırsız bir şekilde yayabileceğini ve bu nedenle çok fazla çocuk sahibi olacağını ileri süren Schopenhaur, kadınlarınsa sınırlı bir doğurganlığa sahip olduğunu söyler. Bu yüzden erkekler çokeşli olabilmelidir. Açıklamasını ise erkenlerin biyolojik bakımdan kadınlara üstün olmasına bağlar. Çünkü ona göre cinsellik genlerin bir sonraki nesile aktarılmasıdır. Ve cinselliğin temel amacı da çocuk sahibi olmaktır. Bu yaklaşıma feminits bir açıdan bakacak olursak, bu tespitin hiçbir geçerliliği kalmaz. Feministlere göre cinselliğin amacı çocuk sahibi olmaktan öte haz almak yada tatmin olmaktır. Cinselliğe bu yaklaşım Schopenhaur'un biyolojik üstünlük tezini boşa çıkarır. En az kadın da erkek kadar çokeşli olabilir. Fakat şurası açıktır ki çokeşlilik Schohenhaur'un söylediği gibi bir hak olmaktan öte, bir tercih meselesidir.
Schopenhaur'a bunca değindikten sonra Kant'a geçeçebiliriz. Kant doğada bulunan nesnelerin bilincimiz tarafından işlenerek, zihnimizde bir imgeye dönüştürüldüğünü söyler. Gerçeği yalnızca algılamayız ama onu aynı zamanda yaratırız. Bu nedenle gerçekliğin kendisini bilemeyiz sadece bizdeki yansımasını bilebiliriz. Yani görünümü biliriz ama gerçekliği değil. Kant görünenen ötesinde bulunan gençekliğe ding an sich" der. " Ding an sich" yani kendinde şey Kant'a göre asla bilinemez. Görüneni bilebiliriz ama görünenin ardındakini asla. Kendinde şeye örnek vermek gerkirse uzak bir yerden dağa baktığımızda gördüğümüz nedir? Bir tepe ve yeşillik olurdu muhtemelen. Bu ise bize sadece dağa ilişkin bir siüet vermenin, bir temsil vermenin ötesine geçmez. Dağın, kaç bin yıllıkda oluştuğunun bilgisini vermez. Dağda yaşayan canlılığın bilgisi vermez. Dağda bulunan ağaçların ne tür olduğunun bilgisini vermez. Özet olarak dağ hakkında silik bir imgenin ötesinde bize dağın bütünlüğüne dair bir bilgisini vermez. İşte dağ kendinde şeydir ve onun sadece bir anlık görünümünü algilarız yalnızca, dağın kendisini değil. Farklı bir örnek vermek gerekirse kedinin ne olduğunu biliriz fakat kedi olmaklığın ne olduğunu bilemeyiz. Bu bizim deneyimimizin ötesindedir. Kedinin ne olduğunu algılarız ama bir kedi olmaklığı asla anlayamayız.
Son olarak şunu söylemek istiyorum. Felsefe ve psikolojinin içiçe geçtiği neredeyse bu tarzda hemen hiç kitap yok. Bugünü yaşama arzusu bu alandaki boşluğu doldurmuş nadir eserlerden biri. Kitaba ilişkin eleştiride bulunmak gerekirse Schophenhaur'un felsefesi aforizmalar şeklinde değil daha sistematik bir biçimde işlenebilmiş olsaydı daha iyi olurdu. Belki de bu kitaptan çok şey beklemek olur. Buna karşın benim için muhteşem bir okuma oldu. Okumayanlara şiddetle tavsiye edilir...
Felsefe ile psikolojiyi aynı masada buluşturan, Schopenhauer’dan Kant’a uzanan bu derin değerlendirme çok güçlü bir okuma izi bırakıyor 📖🧠 Grup terapisi anlatısı ile düşünsel çözümlemelerin iç içe geçişi, metni yalnızca bir kitap değerlendirmesi olmaktan çıkarıp zihinsel bir yolculuğa dönüştürmüş 🌿🌀
YanıtlaSilBu denli emekli, katmanlı ve düşündürücü bir paylaşımı okumak büyük keyif verdi, kaleminize sağlık 🌸
Murat Budak