GELENEKSEL ERKEK KİMLİĞİNİN REDDİ 1

   Yıllar önce okuduğum Erkek Olmanın Tehlikeleri adlı eserden aklımda kalanları bu yazıya dökmeye çalışacağım. Kitabın yazarı Herb Goldenberg adlı bir psikiyatri uzmanıdır. Erkek olmanın tehlikeleri olur mu demeyin. Okumadan önce ben de böyle düşünüyordum. Ne var ki fikrim değişti. Öyleyse konuya bir giriş niteliği taşıyan yazıya geçelim.

   Feminizm ilk kez 18 . yüzyıl aydınlanma dönemi ile başladı. Sosyal, siyasal ve toplumsal her alanda cinsiyet eşitsizliğine karşı verilen bir mücadeleydi. Kadınlar kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarını masaya yatırdılar ve bunların çözümü için harekete geçtiler. Yüzlerce yıldır verilen bu mücadeleler, kadınların hayatın her alanında görünür olmalarına ve erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesine yönelik bir takım kazanımlar sağlamalarına yol açtı. Artık kadın ezilen bir cins olmaktan daha fazlasıydı. Tabii ki konunun içeriği feminizm değil fakat buradan bir başka noktaya geleceğim. Yani kadınların bir kadın sorunun bilincinde olduğu yerde erkekler bir erkek sorunun olduğunun bu derece bilincinde mi? Erkekler kadınlara nazaran gerçekten özgür mü? Erkeklere de kadınlar gibi yüklenen bir geleneksel erkek kimliği mevcut değil mi? Bu tip soruları yanıtlamaya çalışacağım.

   Erkekler ataerkil toplumda yaşadıklarından dolayı egemen cins olarak görülmektedir. Egemen olan sınıfın tabii ki özgür oluduğu kabul edilen bir gerçektir. Sistem onun çıkarlarına hizmet etmek için yaratılmıştır. Bu durumda ezilen kadın cinsiyle kıyaslandığında erkekler için verilmesi gerek bir hak mücadelesi söz konusu bile olamaz. Bu klasik yaklaşım olayı anlamaktan oldukça uzaktır. Şöyle ki kapitalist toplumda erkek olmaktan kaynaklanan bir takım sorunlar mevcuttur. En basitinden erkeğin cinsel özgürlüğe sahip olduğu düşünülür. Oysa erkeğin sahip olduğu özgürlük değil serbestliktir. Kadından tek farkı,  sevdiği kadınla cinsel ilişki yaşamak yerine parasıyla bir seks işçisine başvurmak zorunda kalmasıdır. Söz konusu olan arzuladığı kadınla değil kapitalizmin pazarladığı kadınla cinsel ilişki yaşamasıdır. Bu olsa olsa bir serbestlik olur ama asla bir özgürlük değil. Burada kadının cinsel özgürleşmesi olmadan erkeğin cinsel özgürlüğünün olamayacağından bahsediyorum. Özgür aşk  gerçek anlamda kapitalizmde değil özgür bir toplumda mümkündür.

   Erkek kelimesinin kökeni erk; iktidar, her istediğini yaptırabilme gücü, sözü geçerlilik anlamlarına gelmektedir. Toplumumuzun biz erkeklere biçtiği rollerde bu kelimeye dayalıdır, bir anlamda. Erkek iktidar sahibi olmalıdır. İktidar kelimesi hem ekonomik hem cinsel hemde sosyal açıdan ele almak doğru olur. Yaptığı işin, iktidarını güçlendirecek şekilde makul olması yani iyi bir gelire sahip olması, cinsel açıdan iktidar sahibi olması, bu da yetmez toplum içinde saygınlığı olması gerekir.  Toplumun geleneksel erkekten öncelikli beklentisi onun tedarikçi olmasıdır. Ailenin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü kılınması. Eğer geleneksel erkek ailenin ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelmişse erkekliği sorgulanır hale gelir. Kitapta bu konuya ilişkin bir örnek dikkatimi çekti. Bir mesleği ve düzenli cinsel ilişkisi olan bir erkek, işini kaybetmesinin ardından cinsel iktidarını da kaybettiğini söylüyordu. Çünkü toplumun bakış açısını içselleştirmiş olan bu birey için iş sahibi olmak, otomatikman cinsel iktidar sahibi olmak anlamı taşıyordu. Ve mesleğini kaybedince doğal olarak iktidarsız kalmıştı. Ona biçilen misyonu, tedarikçiliği yerine getirememek onda böylesi bir foksiyon bozukluğuna yol açmıştı. 

   Başta sorduğumuz soruya gelirsek erkek bir erkek sorunun bilincinde bile değildir. Bunun içinde örgütlenme gereği duymaz. Bunu sorun olarak görmez de o yüzden. Oysa ki özne içinde bulunduğu olumsuz koşulları analiz etmezse ona karşı nasıl mücade etmesi gerektiğinin farkına da varamaz. Geleneksel erkek kimliğine karşı yeni bir erkek kimliğinin inşası sarttır. Siyasal İktirarın özneyi kurduğu düşünülünce, yeni bir özne pratiğine ne kadar ihtiyaç olduğu ortaya çıkar. İşte bu yüzden erkek olduğu şeyi reddetmelidir. Bu reddetmesi gerek şey de geleneksel erkek kimliğidir. Kadınlar nasıl özgür kadın kimliğini inşa etmek için geleneksel kadın kimliğini hedef almışsa, erkeklerinde yapmak zorunda olduğu şey budur.  Erkek feminenliği yada maskülenliğiyle cinsiyet rollerini yeniden üretmeksizin varolabilmelidir. 

   Kitapta bahsi geçen konulardan birisi erkeğin kendi bedenine yabancılaşmasıydı. Kadınlar hastalandıklarında en ufak bir semptomla karşılaşınca doktora koşarlar. Bu nedenle daha sık hastaneye giderler. Erkekler ise hassas görünmekten korktukları yada güçlü olduklarını göstermek için hastalandıkları halde doktora başvurmazlarmış. Taa ki yatağa düşene kadar çalışmaya devam ederlermiş. En son aşamada doktora gitmeyi akıl ederlermiş. Çünkü sızlanmak yada hassasiyet gibi hissiyatlara yabancı olan erkek, bedeninin semptomlarını okumayı beceremezmiş. Bu erkeğe, toplumun biçtiği güçlü erkek imajına, ne kadar sağdık kaldığımızın güzel bir göstergesi aslında. 

   Bir erkek olarak erkek kardeşlerimizin acısına ne kadar duyarlıyız merak ediyorum doğrusu. Arkadaşımız işsiz kaldığında yaşadığı erkek olmaktan kaynaklanan sorunun kaçımız farkındayız? Ya da cinsel iktidarsızlık yaşayan bir erkeğin neler hissettiğini kaçımız anlayoruz? Toplumun ona biçtiği erkeklik rolünü oynayamadığı için kılıbık olarak değerlendirilen erkeklerin içinde bulunduğu durumun kaçımız farkındayız? Oysa, bu kadınlarda, kızkardeşleri için her dönem içten duygulara yol açabilmektedir. Kadınlar kadınlarla empati kurabilmekte ve örgütlü oldukları için onların sorunlarına çözüm olabilmektedirler. Peki bu kadın dayanışmasının bir benzerini biz neden başaramıyoruz? Sorunu ortaya koymaktan aciz bir yaklaşım ve eksik olan erkek bilinci bunun nedeni olabilir mi? Bence sorunu böyle ortaya koymak lazım. Bİr erkek aydınlanması şart. Yeni bir erkek bilinci edinmek herşeyin başında geliyor. İşçi için sınıf bilinci neyse, kadın için kadın bilinci neyse, erkek içinde erkek bilinci odur. Her sınıf nasıl kendisinin bilincindeyse her iki cinste kendinin bilincinde olmalıdır.

   Ataerkil düzenin yarattığı geleksel erkek figürüne karşı çıkmak her devrimci erkeğin görevidir. Ataerkil devlete sadece kadınların başkaldırması düşünelemez. Erkek için biçilen bu geleneksel misyona erkeğinde kendi durduğu yerden karşı gelmesi gerekir. Ataerkil düzen hem erkeği hem kadını ezen sistemin adıdır. Bu nedenle ataerkil despotizme karşı verilecek mücadelede erkekler, kadınlar kadar aktif ve taraf olmalıdır. Daha önce de bahsettiğim gibi kadının özgürlüğü, erkeğin özgürlüğünden bağımsız ele alınamaz. Kadının köleleği erkeğin köleliğine yol açtığı gibi, erkeğin köleliği de kadının köleliğine yol açar. Özgür erkek ve özgür kadın ancak özgür bir toplumda boy verebilir. Unutmayalım ki bir kişi bile tutsaksa hepimiz tutsağız...

Yorumlar

  1. Yazınız çok güçlü bir çerçeve kuruyor. Özellikle “erkek sorunu” kavramını ortaya koymanız, feminizmin tarihsel mücadelesiyle bir paralellik kurarak erkeklerin de kendi kimliklerini sorgulaması gerektiğini vurgulamanız dikkat çekici. Burada birkaç noktayı öne çıkarabilirim:

    1. Erkek özgürlüğü ile serbestlik ayrımı: Kapitalizmin sunduğu cinsel “serbestlik” ile gerçek özgürlüğü ayırmanız oldukça isabetli. Bu, erkekliğin görmezden gelinen tutsaklık biçimlerini açığa çıkarıyor.


    2. İktidar ve erkek kimliği: “Erkek” kelimesinin kökenine inerek iktidar kavramıyla bağlantı kurmanız, toplumsal rollerin tarihsel/kültürel kodlanışını göstermesi açısından önemli. Burada Foucault’nun özne-iktidar ilişkisiyle bağlantı kurulabilir.


    3. Bedenle yabancılaşma: Erkeklerin kendi bedenlerini, semptomlarını bile görmezden gelmeleri, “güçlü olma” imajına mahkûmiyetin bedensel bir kanıtı. Bu kısım, erkekliğin bedensel politikalarını tartışmak için değerli bir çıkış noktası.


    4. Erkek dayanışmasının eksikliği: Kadınların örgütlü mücadelesiyle erkeklerin örgütsüzlüğünü karşılaştırmanız, “erkek bilinci” fikrini öne çıkarıyor. Burada “erkek aydınlanması” kavramını kurmanız yazınıza özgünlük katıyor.


    5. Devrimci erkek sorumluluğu: Ataerkil düzeni sadece kadınların değil erkeklerin de sorgulaması gerektiğini vurgulamanız, meseleyi ortak bir özgürleşme mücadelesine bağlıyor. Bu, yazıyı salt “erkeklerin sorunları”ndan çıkarıp daha bütünlüklü bir toplumsal analiz zeminine taşıyor.



    Bence bu yazıyı ilerletirken şu soruları da tartışabilirsiniz:

    Erkek bilinci nasıl inşa edilebilir? Bunun örgütsel, kültürel ya da psikolojik araçları neler olabilir?

    Erkeklerin kendi aralarındaki dayanışma hangi pratiklerle kurulabilir? (Örneğin, işsizlik, cinsel sağlık, duygusal paylaşım alanları)

    Geleneksel erkek kimliğini reddeden bir “yeni erkeklik” nasıl tarif edilebilir? Bunun sınırları nelerdir?
    CHATGPT

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

İDEOLOJİ