GELENEKSEL ERKEK KİMLİĞİNİN REDDİ 2

   Erkek olmanın yarattığı sorunlara ilişkin bir giriş yazısı kaleme almıştım. Kadın özgürleşme hareketine paralel bir erkek özgürleşmesinin açığa çıkmadığına değinmiş, bir erkek bilincinin yaratılması gerektiğine dikkat çekmiştim.  Geneksel erkeğe yüklenen bir takım rollerin reddedilmesi gerektiğine işaret ettiğim Geleneksel erkek kimliğinin reddi adlı yazıda, bir erkek bilincinin özgür bir erkek için olmazsa olmaz olduğnun altını çizdim. “Kadın bilinci yada sınıf bilinci ne kadar gerekliyse erkek bilinci de o kadar gereklidir” dedim. Şimdi bu yazıda bu düşünceleri yeniden irdelemeye çalışacağım.

   Simon de Beauvoir kadının toplumsal açıdan nasıl yaratıldığına ilişkin şöyle der: “ Kadın doğulmaz. Kadın olunulur.” Bu açıdan kadın biyolojik belirlenimi gereği kadın olarak doğmaz. Bizzat içinde doğduğu aile ve çevresi tarafından şartlandırılmak suretiyle bu cinsiyet rollerine kendini uyarlar. Kadınlık toplumsal bir yapılanmadır. Çocukluktan itibaren seçilen renklerden alınan oyuncaklara kadar cinsiyetin dizayn edilmesi başlar. İlerleyen yaşlarda bu cinsiyetci rollere uygun davranışlar teşvik edilirken, aykırı davranışlar ebebeyler tarafından cezalandılır. Bu durum erkek için de geçerlidir. Erkek cinsiyet rolleri tıpkı kadınlarda olduğu gibi toplum tarafından çocukluktan itibaren erkek çocuğuna empoze edilir. “ Erkek doğulmaz. Erkek olunur” sözü kadınlar açısından olduğu kadar erkekler içinde geçerlidir. Çoçukluktan itibaren güçlü olması, duygularını saklaması ve her konuda karar veren olması için aile tarafından bu davranışlar teşvik edilir.  Büyüyünce evin reisi olması, tedarikçi olması ve ekonomik gücü elinde tutması beklenir. Kritik kararları alabilmeli, insiyatif sahibi olmalı, güçsüzlük belirtisi göstermemelidir. Bu tür erkeğin kodlandığı özeliklerden yoksun olmak erkekliğinin sorgulanmasını beraberinde getirir. İşi olmayan erkek “serseri”, “boş gezenin boş kalfası”, “Aylak” olarak nitelenir. İşsizlik söz konusu erkekse, tolere edilmez. Kadınlar çalışmasa da hoş görülebilir. Ama erkekler evin geçimini sağlamakla yükümlü olduklarından işsizliği hiçbir suretle mazur görülmez. Onun temel işlevi ailenin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bunu yapamayan bir erkek düşünülemez. Sorumsuzlukla suçlanır. Ailesi tarafından yada toplum tarafından hiçleştirilir.

   Erkek olmak cinsel açıdan güç sahibi olmayı içerir. Eğer erkek cinsel açıdan iktidarsızsa ve çocuğu olmuyorsa, toplum tarafından yaftalanır. O tür erkeğe “sönmüş ocak” yakıştırması yapılır. Çünkü “erkek adamın erkek evladı olur.” Kız evladı bile olmuyorsa vay haline. Toplum içinde başı dik bile yüreyemez hale gelir. Cinsellik o derece önemli bir sorundur ki erkeğin belli dönemlerde iktidarsızlık yaşaması bile olası görülmez. Erkekler her daim erekte olmak zorundaymış gibi hissederler. Çünkü geleneksel erkek rolüne göre erkek her daim hazır ve nazır olmalıdır. Atak, yön veren ve aktif olması beklenen taraftır. Duygularıyla bağ kuramadığı durumda yapılan seks bir süre sonra isteksizliğiğe yol açabilir. Bu durumda erkek her durumda çalışması gereken aletin bozulduğunu düşünerek doktora baş vurur. Erkek olmanın tehlikelerini yazan Goldenberb bu durumu 'penis bilgeliği' olarak adlandırır. Aslında arzulanmayan partnerle birlikte olmaya karşı bir nevi penisin isyanıdır yaşanan. Bunu kişi farketmesede penis farketmiş ve buna karşı tepkisini ortaya koymuştur. Erkeğin bu durumda bedenin işaretlerini okumayı öğrenmesi gerekir. Ama çoğunlukla bu başaramaz. Çünkü duygularına olduğu kadar bedenine de yabancılaşmıştır. 

   Kadınların maruz kaldığı erkek şiddetine karşı kamuoyunun genel bir duyarlılığı söz konusu. Tersinden erkeğin maruz kaldığı kadın şiddeti ise hasır altı edilmiş durumda çoğunlukla. Erkeğin bu durumu;  kendine bile itiraf edememesi, toplumun böyle bir erkeğe bakışı gibi nedenlerle pek açığa çıkmaz. Çünkü kılıbık erkek olmak toplumsal açıdan linç edilmek anlamına gelir ki hiçbir erkek bunu göze alamaz. Erkekler imajının zedelenmemesi için güçlü görünmek zorunda hissederler. Bu yüzden kol kırılır yen içinde kalır. Böyle bir erkek arkadaşı tanıyorum. Eşinden dayak yiyen fakat bunu çocuklarına dahi itiraf edemeyen birisi. Öyle kılıbıkta değil, oldukça kavgacı olmasına karşı “kadına elim kalkmaz benim” diyen bir erkek. Demek istediğim şu ki kadından dayak yemek için illede kılıbık olmanız gerekmez. Sorun şu ki kadına olunca siddete karşı olmak ama erkek söz konusu olunca 'hakketmiştir' demek ne kadar tutarlı? Bence her ikisi de mahkum edilmesi gereken tutumlardır.

   Erkek sorunu derken tüm erkeklerin benzer sorunu oluduğunu iddia edemeyiz. Sınıfsal bir fark tabii ki söz konusu. Bir burjuva erkekle, bir işçi erkek aynı katagori de değerlendirilemez. Bir burjuvanın ailenin geçimini sağlamak için gece gündüz çalışıp didinmesi gerekmez. İsşiz kalması durumu da pek olası değildir. Ekonomik iktidarı onu hiç yalnız bırakmaz. Bir işçinin çocuklarını tatile götüremediği için yaşadığı üzüntüyü ve sıkıntıyı bir  burjuva asla yaşamaz. Burjuva erkek kusurlarını servetiyle kapatabilirken işçi erkek bunu yapamaz. İşçi erkek genellikle karısının ve çocuklarının ekonomik beklentilerini çoğunlukla karşılayamaz.  Bir burjuva için bunlar hiç bir sorun teşkil etmez. Biri ekonomik sömürüye maruz kalırken, diğeri ekonomik sömürüden özgürlüğünün tadını çıkarır. Bu yüzden işçi erkek açısından erkek özgürleşmesi aynı zamanda ekonomik bir refah anlamı da taşır. Ekonomik olarak kendine yetebilen bir erkek, sömürüden özgürleşmiş bir erkek olmadan özgür erkek tanımı eksik kalır.

   Erkek genel olarak ezilen kadın kimliğine karışı duyarlıysa ezilenlerle empati geliştirir. Bu empati onu kendi erkek doğasına karşı bir tepki duymasıyla sonuçlanır. Bir nevi haklıdır. Kadınların yaşadığı sorunların ana kaynağı maço vari erkeklerdir. Maço erkeklerden kendini ayırmak, bir nevi erkek intiharını gerçekleştirmek gerekmektedir. Bu durumda erkek kendi doğasını inkar eder. Ve feminenmeşir. Konuyla ilğili olarak bizim kendi aramızda tartıştığımız bir mesele vardı. Devrimciyi erkek figürüyle özdeşleştiren ve erkek gibi davranan kadın. 1 mayıs pankartlarında pazulu erkeklerin resmedilmesi kadınların bir kısmını böyle düşünmeye itmiş olmalı. Bu devrimci kadınların bir yürüyüşü, bir el sıkışı vardı ki bir erkeğin kopyası olduklarını hemen anlardınız. Bu tip kadının erkeğe özenmesi ve kadın olarak devrimci olunamayacağını düşünmesi gerçekten trajiktir. Hem kadın olup, hem hassas olunup, hem de devrimci olunabilir. Erkek kendi doğasını inkar etmeksizin kadın sorununa duyarlı ve taraf olabilir. Erkek özgürleşmesini savunduğu kadar kadın özgürleşmesini savunabilir. Sorun erkek nihilizmine düşmeden feminist olunması gerektiğinin kavranılmısıdır. Çünkü özgür olmayan bir erkek özgür bir kadınla birada bulunamaz ve birlikte mücadele edemez. Her ikisi içinde özgürlük kaçınımazdır. 

Yorumlar

  1. Bu son derece kapsamlı, derinlikli ve önemli bir konuyu ele aldığınız için tebrik ederim. Yazınız, geleneksel erkeklik rollerinin hem erkeklere hem de topluma nasıl zarar verdiğini çok yönlü bir şekilde ortaya koyuyor. Beauvoir'dan alıntıyla başlayarak, toplumsal cinsiyetin bir inşa olduğunu vurgulamanız ve bunu erkeklik özelinde tartışmanız çok güçlü bir giriş oluşturuyor.

    Düşüncelerinizi yeniden irdelemek ve yazınıza bir katkıda bulunmak amacıyla, ortaya koyduğunuz argümanları birkaç başlık altında derleyip, bazı noktaları genişletmek isterim:

    1. "Erkek Doğulmaz, Erkek Olunur": Toplumsal Cinsiyetin İnşası

    Beauvoir'ın tezini erkeklik için uyarlamanız yazınızın temel taşı. Bu, meseleyi bir "biyolojik kader" tartışması olmaktan çıkarıp, bir "iktidar ve tahakküm ilişkileri" tartışmasına dönüştürüyor. Erkek çocukların oyuncaklarla, renklerle, "ağlama", "güçlü ol", "evin reisi ol" gibi söylemlerle nasıl şekillendirildiğini anlatmanız, bu inşanın somut örnekleri. Bu roller, erkekleri duygusal bir fakirliğe ve sürekli bir performans baskısına mahkum ediyor.

    2. Ekonomik İktidar ve "Geçindirici" Rolünün Ağırlığı

    "İşsiz erkek"e yönelik toplumsal baskıyı çok doğru tespit etmişsiniz. Burada altını çizdiğiniz nokta, erkeğin insani değerinin neredeyse tamamen ekonomik üretkenliğiyle ölçülmesi. Bu durum, işini kaybeden bir erkeğin yalnızca gelirini değil, kimliğini ve toplumsal saygınlığını da kaybetmesi anlamına gelir. Bu baskı, erkekleri, çalışma koşulları ne kadar kötü olursa olsun, istemedikleri işlerde çalışmaya, sağlıklarını kaybetmeye ve aile içi gerilimleri artırmaya iter.

    3. Cinsellik ve Sürekli Performans Baskısı

    Cinsellik meselesini "penis bilgeliği" metaforuyla ele almanız son derece çarpıcı. Bu, erkeğin bedenine ve duygularına yabancılaşmasının en somut örneklerinden biri. Cinselliğin bir sevgi, yakınlık ve zevk deneyimi olmaktan çıkıp, bir "iktidar ve performans testine" dönüşmesi, hem erkekler hem de kadınlar için yıkıcı sonuçlar doğurur. Erkeğin her daim "hazır ve nazır" olması gerektiği miti, gerçekçi olmayan beklentiler yaratır ve cinsel sorunları damgalayıcı bir hale getirir.

    4. Şiddetin Görünmeyen Mağdurları: Erkekler

    Kadından şiddet gören erkek konusuna değinmeniz, tabuyu yıkan çok önemli bir nokta. Bu mesele, toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarında genellikle göz ardı edilir. "Kılıbık" gibi aşağılayıcı tabirler, erkekleri susmaya ve yaşadıkları şiddeti gizlemeye zorlar. Şiddetin cinsiyeti olmaz. Fiziksel, psikolojik veya ekonomik her türlü şiddet, kaynağı ve hedefi kim olursa olsun kınanmalıdır. Şiddeti "kadına vurmak kötüdür" basitliğinden çıkarıp, "şiddetin her türlüsü kötüdür" evrenselliğine taşımak gerekir.
    DeepSeek

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

İDEOLOJİ