KESİNTİSİZ DEVRİM

   Mahir Çayan'ın kesintisiz devrim kitabını okudum. Aklımda kaldığı kadarıyla Çayan'ın görüşlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Kitabı okurken farkettiğim bir noktayı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugüne kadar marksizmi en iyi kavrayan siyasal önderin İbrahim Kaypakkaya olduğu fikrinin geçersizliiğine ikna olmuş durumdayım. Kaypakkaya ulusların kendi kaderini tayin hakkını gözüpek bir şekilde savunmakla kalmamış, kemalizmi de şiddetli eleştiriye tabi tutmuştur. Bu onun ileri yanı olmakla birlikte marksizmi Çayan kadar dolaysız kavrayamamıştır. Çayan'ın marksist çözümlemeleri Kaypakkaya'yı aşmış durumdadır. Öyleyse Çayan'nın görüşlerini özetlemeye geçebiliriz.

   Çayan bir devrim tanımı yapar. Tanım şu şekildedir: “ Devrim politik iktidarın ele geçirilmesidir yada bir üretim tarzından daha ileri bir üretim tarzına geçiştir.” İlk tanımı ele alan Çayan, bu durumda iktidarı ele geçirmiş ama sosyal devrimi gerçekleştirilmemiş olan paris komünü örnek verir. İktidarı almak yeterli olsaydı Paris komününe de devrim dememiz gerekirdi demektedir. Bu nedenle bu tanımlamayı eksik bulur. Diğer tanımlamaya gelirsek Almanya'da feodaliteden kapitalızme tepeden inme bir geçiş yapıldığını ve bununda bu tanıma göre devrim olarak adlandırılabileceğini söyler. Buna da karşı çıkarak devrimi şöyle tanımlar: “ Devrim, halkın şanlı girişimiyle aşağıdan yukarı mevcut devlet cihazının parçalanarak politik iktidarın ele geçirilmesi ve bu iktidar aracılığıyla  yukarıdan aşağıya daha ileri bir üretim düzenin örgütlenmesidir.” Yani ne biri ne de değeridir. İkisinin diyalektik birliğidir, devrim.

   Marksist devrim teorisinin iki boyutu olduğunu bildiren Çayan bunlardan birinin determinizm diğerinin ise volantarizm olduğunu belirtir. Devrimin olması için objektif şartların uygun olması gerekir. Bu nedenle devrim deterministtir. Diğer taraftan subjektif şartların yani proletaryanın bilinç ve örgütlülük düzeyi de belirleyicidir. Bu bakımdan devrim volantaristir. Fakat bunun birinin abartılması yada diğerinin küçümsenmesi durumu sol ve sağ sapmalara yol açar. Olması gerek ise ikisinin diyalektir bütünlüğüdür. “Devrim tarihi iktidarın ele geçirilmesine karşın objektif şartların yetersizliğinden dolayı ihtilalci insiyatifin yenilğisiyle doludur” diyen Çayan buna örnek olarak Münzer hareketi, Şeyh Bedrettin ve Paris komününü sıralamaktadır. Devrim teorisinde objektif ve subjektif şartlara ilişkin görüşünü Marks şu şekilde ifade etmektedir: “Kişiler kendi tarihlerini kendi yaparlar, fakat keyflerine göre kendilerine göre seçilmiş koşulara göre değil de, geçmişin doğrudan doğruya verdiği ve miras bıraktığı koşullarda olur bu.” Marks 1850 lerde devrimin objetif koşullarına daha fazla vurgu yapmaştır. Çünkü devrimin kapitalizmin gelişmiş olduğu ülkeleden beklemektedir. 

   Marks ve Engels'in tek ülkede devrimin olanaklı görmediklerine değinen Çayan, Fransa'da gelişecek bir devrimci atılamın ister istemez İngiltere'yi de hesaba katması gerektiğine dikkat çekmektedir. Marks ve Engels e göre devrim tüm dünyada zamandaş olarak ilerlemek zorundadır. Bunun tekel öncesi serbest rekabetçi kapitalizme özgü bir tespit oluduğunun altını çizen Çayan, tekeller döneminde bu tespitin geçerliliğini yitirdiğini, bunun yerine tek ülkede devrimin olanaklı olduğunu belirtmiştir. Çünkü Lenin emperyalizm çözümlemesi göstermektedir ki kapitalizmde eşitsiz gelişim yasasının sonucu olarak kapitalist zincir en zayıf halkasından kırılmalı, emperyalist kuşatma yarılmalıdır. Çayan, Marks ve Engels'in serbest rekabetçi kapitalismi tanımlarken kapitalizmin ölüm çanlarının çaldığını belirttiklerini ve bu konuda yanıldıklarını söyler. Çünkü kapitalizm o dönemde üretici güçleri geliştirmektedir. Ve kapitalizm gelişmesini o yıllarda tamamlamamıştır. Marks ve Engels 1859 bu gürüşlerinden vazgeçmiş, yani genel buhranların kapitalizmin sonu oluduğu görüşünden çark etmiş, kapitalizmin devrevi krizlerinin varlığından bahsatmeye başlamışladır. Buna göre üretim fazlası bu devrevi krizlerle aşılmakta geçici bir refaha erişebilmektedir sistem. 

   Marks ve Engel'in şiddete başvurmaksızın proleteryanın iktidara geleceğine dair beklentileri mevcutttur. Devrim olmaksızın iktidara gelmek mümkündür, Marks ve Engels e göre. Bu bir istisna olarak İngiltere ve Amerika için geçerlidir. Buralarda işçi sınıfı sayıca fazladır. Sendikalarda örgütlüdür ve en önemlesi bu ülkelerde güçlü bir bürokrasi ve militarizm söz konusu değildir. Tabi ki bu gürüşlere ileride Lenin itiraz edecektir. Serbest rekabetçi dönem için geçerli olan tespit emperyalizm dönemi için geçersizdir. Bu ülkeler emperyalizmin sonuna gelmesi nedeniyle bürokrasiye ve militarizme gırtlaklarına kadar batmışlardır. Bu nedenle devlet aygıtı proleterya tarafından parçalanmak suretiyle proletaryanın iktidarı tesis edilmelidir.

   Lenin'in devrim teorisinde, Marks ve Engels'e göre ihtilalci insiyatif daha fazla öne çikmaktadır. Çünkü emperyalizm koşullarında tüm dünyada devrimci objektif koşullar olgunlaşmıştır. Devrimin ihtiyacı daha çok ihtilalci insiyatiftir. Tabi ki proletaryanın sayıca çok olmadığı ülkelerde Lenin özellikle köylülükle proletaryanın ittifak koşullarını da ele almıştır. Proletarya köylülük üzerinde hegomonya kurarak devrimi gerçekleştirebilir. Marks'ın o dönümde dillendirmedğini Lenin dilendirmiştir. Devrim işçi köylü diktatörlüğü olarak ortaya çıkacaktır. Tamda Lenin öngürüsü gerçekleşir ve sovyetler bu ittifakın ürünü olarak hayat bulur...

   

Yorumlar