NONTEİST ARGÜMANLAR 2
Nonteist Argümanlar 1 de tanrıya dair felsefi önermeleri tartışmıştım. Şimdi daha pratik, teistlerin üzerinde çok fazla durdukları argümanları konu edineceğim. Daha önce karmaşık olan, anlaşılması görece güç olan tartışmaları, daha basit ve bilinen argümanlar üzerinden sizlere sunmaya çalışacağım. Aşina olduğumuz tanrı tanımlamalarına değinecek bu tanımlardaki çelişkileri gözler önüne sermeyi deneyeceğim. Bu yazım, argümanlara ilişkin fikirler bakımından daha çok okuduğum kitaba dayanmaktadır.
Teistlerin inanışına göre tanrının herşeye gücü yeter. Tanrı birçok sıfatının yanısıra kadri mutlaktır. Bu inanışı, çokça bilinen şu paradoks üzerinden ele alacağım. Kısaca paradosumuz şu şekildedir: “ Tanrı kaldıramayacağı taşı ya yaratabilir ya yaratamaz. Eğer tanrı kaldıramayacağı taşı yaratabilirse, o zaman o mutlak kudretli değildir. Eğer tanrı kaldıramayacağı bir taşı yaratamazsa, o zaman o mutlak kudretli değildir. O halde tanrı mutlak kudretli değildir.” Bu pradoksa teistler iki farklı yanıt verirler. Birincisi tanrı mantığın yaratıcısıdır ve mantık kurallarıyla sınırlandırılamaz. O yüzden hem kaldıramayacağı bir taşı yaratıp hem de kaldırabilir. Diğeri ise “kare bir cember” gibi bir şey kavramsal açıdan bir çelişki üretmesinden dolayı imkansızdır. İmkansız bir şeyin yapılmasıda olası değildir. Mantıken imkansız bir şeyin tanrı tarafından yapılması söz konusu olamaz. Bunun yapılamaması tanrının kudretinden bir şey kaybettirmez. Bu durum tanrının güçsüzlüğünü değil kavramın tutarsızlığını kanıtlar.
Birinci görüşe bakacak olursak tanrıyı mantık kurallarının dışında düşünmemiz gerekir. Bu durumda tanrı mantık kuralarına uymadığı surette “hem görünür hem de görünmez” olabilir. “Hem iyi hem kötü. Hem ahlaklı hem de ahlaksız” olabilir. Böyle tutarsızlıklar içinde bir tanrı tabi ki teistler açısandan inanılabilir ve güvenilir bir tanrı olma vasfını yitirir. Doğal olarak bu görüşün savunulması pek tutarlı değildir. İkinci görüşü ele alacak olursak, madem tanrı mantık kuralarları dahilindedir, o halde mantıklı olan herşeyi yaratabilmesi gerekir. Mantık dışında olan şeyler tanrının sıfatıyla çelişirse bunlar kabul edilemez. Ve bu tanrının kadri mutlaklığını etkilemez. Bu görüş tanrıyı mantık kurallarına hapsetmek yada onu sıfatlarıyla sınırlamak anlamına gelir. O halde mantık dışı olan hiçbir şeyi yaratmaya tanrının gücünün yetmediği kabul edilmiş olur. Örnek vermek gerekirse “Benim görüş alanım sınırlıdır. Bu da benim sıfatlarımla çelişmez. Bu yüzden ben mutlak kudret sahibiyim” deseydim. Bu ne kadar inandırıcı olurdu sizce? Demem o ki bu durumda da paradosumuz alışmış olmuyor. Ve teistler bu açıklamalarla daha bir çıkmaza sürükleniyorlar.
Tanrının diğer sıfatlarından biri de herşeyi bilen olmasıdır. Evrende olmuş, oluyor ve olacak olanı bilir. Bu durumda insan doğmadan önce onun gelecekte ne yapacağını da bilmektedir. Teistler buna rağmen tanrının insana özgür irade verdiğini savunur. Tanrının bilmesinin insanın tercihine gölge düşürmediğini söylerler. Özgür irade bu yüzden insanı sorumlu kılar ve tanrı katında yargılanmasının nedeni de bu özgür seçimleridir. Fakat bu oldukça girift bir konudur. Tanrı benim ana rahmine düştüğümde ne yapacağımı bilmekteyse bu benim için değiştirilmez bir kader örgüsü içinde olduğum anlamına gelir. Çünkü tanrı benim neyi yapıp yapmayacağımı, olası seçeneklerimi ve hangi tercihte bulunacağımı biliyordur. Bu durumda ben tanrının bilğisi dışında davranma lüksüne sahip olamam. Onun bildiği ve öngördüğü şekilde davranmam kaçınılmazdır. Hal böyleyken kişinin özgür olduğu nasıl söylenebilir? Özgür bir seçim tanrının bilgisi dışında bir olasılık olarak belirirse mümkün olabilir, ancak. Tanrının bilgisi dahilinde ise belirlenmişlik kaçınılmazdır. Kaldı ki Kuran'nın Tekfir suresi 29. ayettte şöyle denilmektedir: " Alemlerin rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz"
Teistlerin çokça baş vurdukları başka bir argümana değineceğim. Paskal kumarı olarak bilinen bu argüman sosyal medyada oldukça popüler. Argüman şu şekilde özetlenebilir: "Eğer ateistler haklıysanız ben ölüp giderim.Bir şey kaybetmem. Siz de bir şey kaybetmezsiniz. Ama eğer biz teistler haklıysak siz her şeyi kaybedersiniz, biz gerçek huzura ulaşırız. Dolayısıyla teist olmak daha akılcıdır." "Ya varsa" denilerek ortaya sürülen bu argümana şöyle yanıt verilebilir. Varsa bile bunun sizin tanrınız olduğu ne malum. Dünya da bugüne kadar gelen dinlerin sayısı 5000'i bulmaktadır. Sİzin dininizin doğru olma olasılığı 1/5000'dir. Bu olasılık düşünüldüğünde bunun rasyonel bir karar olmadığı ortaya çıkar. Diğer taraftan bir tanrının var olduğunu kabul ettiğimizi varsayalım. Bu tanrının sıfatlarından biri adil olmasıysa. diğeri bilen olmasıdır. Bu durumda Paskal'ın kumarına göre "ya varsa" diyerek inanmış görünen kişi aslında islami litaratüre göre mühafıktır. Bunun anlamı lnanmayıp inanır görünmektir. Bu durumda inanmayan kişinin kurtulması mümkün olmamaktadır. Kendisi sahte müslüman olup inancı geçirsizdir. Tanrı bilen sıfatıyla bu samimiyetsizliğin farkındadır. Diğer sıfatı adil olduğu içindir ki, siz sırf inanmıyorsunuz diye ahlaklı olduğunuz halde sizi cezalandıracak değildir. Adil bir tanrı samimi bir inançsızı samimiyetsiz inançlıya tercih edecektir. Kaldı ki bu argüman korkuya dayalı bir inanç ortaya çıkarır. Bunda sorgulama yoktur. Oysa ateist sorguladığı için inaçsızdır ve korkurtma girişi bu yüzden başarısızlığa mahkumdur. Bu argüman inanmayanlardan çok inançlıları korkutarak ikna etmek üzere iş görmektedir. Bir ateisti böylesi bir argümanla kazanmak olasılık dahilinde bile değildir.
Teistlerin ileri sürdükleri argümanlar elbette ki bunlarla sınırlı değil. Amaç ve anlamlılık kuramı, huzurdan kanıt, tarihsel mucizelerden kanıt, arzu delili gibi bir dizi envai çeşit argümanlara sahip bulunuyorlar. Fakat bunların hepsini tek tek ele almak bu yazının kapsamını aşacağından yazıyı burada noktalıyorum. Argümanlara ilişkin okuma yapmak isteyenler olursa Tanrının Alfabesi 1. ve 2. ciltler üzerinden konuya ilişkin geniş bir perspektiften yararlanmaları yerinde olacaktır. Bu alanda yetirnce yazılmış kitap bulmanın zor olduğu düşünüldüğünde, bu gibi eserler, konuya felsefi bir alt yapı sunmak bakımından da önemlidir.
Yorumlar
Yorum Gönder