NONTEİST ARGÜMANLAR 1
Bugüne kadar okuduğum kitaplardan, Tanrının varlığı ve yokluğuna ilişkin görüşleri özetlemek amacıyla bu yazıyı kaleme alıyorum. Bu konunun diğer konulara nazaran daha spesifik bir alan olduğunun farkındayım. Benim ki sadece tanrı tartışmalarına mütavazi bir giriş niteliğinde olacaktır. Daha çok bu tartışmada Tanrı yanılgısı ve Tanrının alfabesi kitaplarından yararlanılacak ve bu görüşler olabildiğince sadeleştirilmek suretiyle sizinle paylaşılacaktır.
Başlangıç olarak Ateizm ve Teizmin türlerini ele alamak istiyorum. Kavramları açıklamak ve kendimizi hangi tür bir inanca yakın hissettiğimizi daha iyi anlamak adına, buna ihtiyaç duyuyorum. Richard Dawkins tarafından yazılan Tanrı Yanılgısında Teistik Olasılık Skalası adında bir ölçek geliştirilmiştir. Bu skalada şöyle tanımlara yer verilmiştir.
De Facto Teist: Tanırının var olduğundan yüzde yüz emin değilim. Ancak hayatımı, tanrının var olduğu varsayımına göre yaşamayı tercih ederim.
Deist: Tanrılar vardır. Ancak insanlarla iletişime geçmez. Dolayısıyla kitaplara dayalı anlatım ve kavramlar hatalıdır.
Panteist:Tanrı evrenin ta kendisidir. Evrenden ayrı kişilleştirilmiş bir tanrı bulunmamaktadır. Biz zaten tanrının içindeyiz.
Agnostik Teist: Tanrının var olduğunu düşünüyorum. Ancak buna rağmen varlığı ve yokluğunun bilinemeyeceği kanaatindeyim.
Agnostik Ateist: Tanrının var olmadığını düşünüyorum. Ancak buna rağmen varlığı veya yokluğunun bilinemeyeceği kanaatindeyim.
De Facto Ateist: Tanrının var olmadığından yüzde yüz emin değilim. Ancak var olma ihtimali önemsenmeyecek kadar azdır. Bu nedenle hayatımı tanrının olmadığı varsayımına göre yaşamayı tercih ediyorum.
Mutlak Ateist: Tanrı yüzde yüz ihtimalle yok. Ben tanrının var olduğuna sadece inanmamakla kalmıyorum. Tanırının var olmadığını biliyorum.
İetizm: Tanrının varlığına inanmıyorum. Ama bir şeyler veya bir güç olmalı.
Yukarıda bahsi geçen tanımlamalar buna ilişkin tanımlamaların tamamını teşkil etmiyorlar. O yüzden okuyanlar kendilerini farklı bir katagoride değerlendirebilirler. Ben sadece en bilinenleri buraya almak ve konu hakkında birazda bilgi vermek adına bu açıklamaları uygun buldum. Ben kendimi bu tanımlamalardan mutlak ateiste daha yakın buluyorum. Dinlerin anlattığı ceberbut tanrıya, herşeyi bilen, duyan ve cezalandıran tanrının varlığına ihtimal dahi vermiyorum. Ama diğer taraftan ietizmi de sempatik buluyorum.
Tanrıya ilgili argümanlara gelirsek şu sıralamayı takip edebiliriz. Felsefe tarihinde kendisinden çokça bahsedilen Temel Kozmolojik Argüman şu şekilde özetlenebilir: “ Evren vardır. Var olan herşeyin sebebi vardır. Eserler nedenlerden sonra gelirler. Nedensellik zinciri zamanda sonsuza kadar gidemezse, demek ki kendi kendinin ilk sebebi olan bir ilk sebep olmak zorundadır. Tanrı sebebi olmayan ilk sebep demektir. Demek ki tanrı vardır.” “ Herşeyin bir sebebi vardır” önermesini doğru olarak kabul ettiğimizde, bundan şöyle bir sonuç çıkar. “Var olan heryeşin bir sebebi varsa sebebi olmayan bir şey de yoktur.” Bu nedenle sebepsiz ilk sebep olan tanrı diye bir şey söz konusu olamaz. Eğer herşeyin bir sebebi olduğunu iddia ediyorsak, tanrının da sebebi olmak zorundadır. Tanrının bir sebebi yoktur diyorsak o zamanda herşeyin bir sebebi var önermesi geçerliliğini kaybeder. “Herşeyin bir sebebi vardır” önermesine göre tanrının bir sebebi yoksa tanrı da yoktur. Şayet bir sebebi olduğunu düşünürsek bu tanrının başkasına bağımlı ve yaratılmış oldugu anlamına gelir. Diyelim ki herşeyin sebebi olan bir varlık mümkün, bu durumda, bu varlık neden evren olmasın? Peki hala evren de kendi kendinin nedeni olabilir ve başka bir nedene ihtiyaç duymayabilir. Bu illa bir evrene dışsal bir varlık olmak zorunda mı? Evrenin neden kendi kenidisinin nedeni olmasın?
Klasik Ontolojik Argümana gelirsek, onu da şöyle özetlemek mümkün: “İnsanlar daha mükemmeli düşünülemeyen varlık fikrine sahiptir. Farz edin ki mümkün en yüce varlık sadece zihinde bir fikir olarak vardır. Gerçekte var olmak sadece zihinde var olmaktan daha mükemmeldir. O halde bizim mümkün en mükemmel varlıktan daha mükemmel bir varlık, yani gerçekte de var olan varlık, tasavvur edebiliriz. Fakat mümkün en mükemmel varlıktan daha mükemmeli var olmaz. O halde daha mükemmeli düşünülemeyen varlık gerçekte vardır.” Var olmanın mükemellik olduğunu düşündüğümüzü farzedelim. Öyleyse birşeyin var olması için özelikleri olması gerekir. Özellikleri olmayan birşeyin var olması düşünülemez. Var olan şeylerde kaçınılmaz olarak özellikleriyle sınırlandırılmış olurlar. Bu durumda var olmamak özelliklerle sınırlandırılmamak anlamını taşır. Özellikleriyle sınırlandırılamayan, hiç var olmayan şey, yanlızca zihinde olan şey, sınırsızdır. Özellikleriyle sınırlandırılmamış şey, özellikleriyle sınırlandırılmış şeyden daha mükemmeldir. Bu durumda var olmakla en mükemmel olan şey otomatikman çöker. Çünkü var olandan daha mükemmeli var olamayan şey olur. Diğer taraftan diyelim ki tanrı var olmayandır. O zaman da Nietzsche'nin şu sözünü hatırlamak yerinde olur: “ Tanrının tek eksiği var olmayışıdır.”
Bir başka argümanda tasarım argümanı olup şu şekilde özetlemek yerinde olur: “ Evren kusursuzdur. Kusursuz şey tasarlayanı gerektirir. Dolayısıyla evrenin tasarlayanı vardır. Bu tasarımcı tanrıdır.” Önermeye göre kusursuz bir şey tasarımcıyı gerektirir. Öyleyse tanrı da kusursuzdur. Tanrının da diğerleri gibi tasarımlanmış olması gerekir. Yani bu önerme hatalıdır. Diğer tarafta her yaratılan şey eğer tanrı tarafından tasarlanmışsa ve bunlar kusursuz tasarlanmışsa, bunların kusursuz olduğunu nereden biliyoruz? Tasarımlanmamış, kusurlu bir şey olmadığına göre kusursuz olanı kıyaslayacak bir şey de yok demektir. Bu durumda evrendeki herşeyin kusursuz tasarım olduğunu iddia etmek abesle iştigaldir.
Yukarıda bahsettiklerimden hariç bir çok argüman bulumak mümkün. Fakat bunların hepsini ele almak bu yazının amacını aşar. Bu yüzden benim için önemli olan bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Beni en çok etkileyen filozoflardan birisi Spinoza'dır. Spinoza'nın tanrı anlayışı oldukça özgündür. Spinoza'ya göre evren tanrının ta kendisidir. Spinoza'nın teizme yönelttiği en keskin eleştirisi şudur: “ Merhamet, sevgi, öfke, şefkat gibi özellikler insana ait özelliklerdir. Biz bu özellikleri tanrıya atfederiz. Onun da bizim gibi merhamet sahibi olduğunu yada öfke duyduğunu düşünürüz. Bütün insani özelliklerin aynen tanrıda da olduğunu ileri süreriz. Oysa o bundan münezzehtir. Böyle yaparak insan antropomorfizme düşer. Yani tanrıyı insan biçimli algılar.” Spinoza'ya göre sen tanrıyı sevebilirsin ama onun seni sevmesini bekleyemezsin. Çünkü evren seni sevemez. Onun insan gibi duyguları yoktur. Spinoza ayrıca teistlerin tanrının sınırsız olduğu düşüncesine de eleştiri yöneltir. Kutsal kitaplara göre tanrı evreni yaratmıştır. Yani evrene aşkındır, içkin değil. Bu durumda evreni ve evrenin içindekileri kapsamaz. Evrenin dışındadır. Bu nedenle de sınırsız olamaz. Teistler kendi tanrılarını bu yaradılış anlayışıyla sınırlandırmış olurlar. Spinozanın tanrısı ise tam manasıyla sınrısızdır. Spinoza'nın tanrısı; doğadaki kuşta, ağaçta, taşta ve insanda dahil herşeyde mevcuttur. Yani herşeyde tanrısallık vardır.
Bir diğer önemli filozofta Epiküros'tur. Yüzyıllardır üzerine en çok tartışılan argümanı kötülük problemidir. Argüman kısaca özetlemeye çalışacağım. Tanrı mutlak iyidir. Tanrı mutlak iyiyse kötülük nereden gelmektedir? Tanrı şayet mutlak iyiyse kötülüğü engellemisi gerekir. Eğer engelleyemiyorsa buna gücü yetmiyordur. O zaman kadri mutlak değildir. Engellemek istemiyorsa o zaman da Tanrı kötüdür. Kötülüklerin kaynağı şayet tanrıysa tanrıda kötülük vardır o zaman mutlak iyi değildir. Şayet tanrı kötülüğün kaynağı değilse herşeyin nedeni de değildir. Bu argüman çok güçlü bir argümandır ve teistler tarafından özgür iradeyle yanıtlanmaya çalışmış ama bu yine de yeterli bir yanıt olamamıştır.
Yazımın amacı okuyanları tanrı sorununa dair bir nebze düşündürebilmişse başarıya ulaşmış demektir. Zaten bu çapta bir yazıdan daha fazlasını beklemekte doğru olmaz...
Yorumlar
Yorum Gönder