OKUMAK ÜZERİNE

  İnternet çağında okumanın yükselen bir değer olmadığı aşikar gibi gözükmetedir. Hız çağındaki dijital ortamda zaman harcamak yerine kaplumbağa hızıyla okumak tabii ki bir tercih konusu olamamaktadır. İnsanlar, bilgiye kısa ve özet olarak ulaşmakta, bunun sonucu da hiçbir şey hakkında derinlemesine bir fikire sahip bulunamamaktadırlar. Bu nedenle kişi yüzeysellikten kurtulamayıp, sığ değerlendirmelere malik olmaktadır. Elbette her okuma kişiyi sığ olmaktan kurtaracak diye bir kaide yoktur. Bazıları önyargılarını pekiştirmek için kapalı devre okuma yapmakta, hirbir  sorgulamaya yada farklı bir eleştirel okumaya yer vermemektedirler.  Yapılması gereken eleştirel okuma faliyetine yol açan bir kişisel eğitim proğramına sahip olmaktır.

   Tüm bunları söylüyoruz, fakat bu herkesin okuma alışkanlığını kazanabileceği anlamına mı geliyor? Tabii ki de hayır. Okumak bir anlamda piyano çalmaya benzemektedir. Herkes piyano çalamıyorsa, herkeste kitap okuyamaz. Çünkü bu çocukluktan itibaren kazanılan zor bir alışkanlık olduğu gibi, hem zaman, hem para ve en zoruda emek gerektiren bir sürecin ürünüdür. Buna rağmen çaba harcamak koşuluyla okumak mümkündür. Voltaire'nin deyişiyle " Okumayı öğrenmek sanatların en gücüdür" Bu alışkanlığı kazanmak uzun süreli olarak kendini disipline etmeyi yani bir tür irade terbiyesini gerektirir.  Ama ille de okumuyorsanız şöyle bir söz var: “ Okuma yazmanız oluğu halde kitap okumuyorsanız, okuma yazma bilmeyen insana karşı bir üstünlüğe sahip değilsiniz.” Sonuç itibariyle onlarda sizde okumuyorsunuz son tahlilde. Eğitimli olmanız bu durumda bir fark yaratmıyor anlayacağınız.

   Okuma oranının ülkemizdeki  istatistiklerine bir göz atmak, bu konuda bir fikir edinmek bakımından öğretici olabilir.  Türkiye Eğitimleri Araştırma (TEA)  raporuna göre durum şöyle: “ Kitap okumayanlar, 2019 yılında, yüzde 50,9 iken, bu oran 2020 yılında yüzde 59,1 olarak ciddi bir artış göstermiştir.” Sosyal medya hesabında zaman harcayanları yine TEA'nın verilerine göre şu şekilde özetlemek mümkün: “ Sosyal medya hesaplarına vakit ayıranlar, yüzde 91.2 iken sosyal medya hesaplarına vakit ayırmayanlar yüzde 8.8 şeklindedir.” İternette giren büyük çoğunluk, burada günde ortalama 2.6 saat geçirmektedir. Bir diğer ilginç rakam ise bilgisayar oyununa vakit harcayanlar için de geçerlidir. “ Bilgisayar oyununa vakit ayıranların oranı yüzde 39.4 olmakta ve bu oyunlara ayrılan günlük ortalama süre 2.3 saat.” Bu tür nedenlerden dolayı insanlar okumaya zaman bulamamakta, dijital totaliterizmin kölesi durumuna gelerek, zamanları üzerinde olması gereken denetimi sağlayamamaktadırlar.

   Sosyalistlerin genel olarak okuduğu kabul edilir. Bunun böyle olmadığını kendi siyasal pratiklerimden biliyorum. Yöneticiler kadroların ne okuduğuyla değil, genellikle kaç birdiri ve broşür dağıttığıyla ilgilidir. İlk gözden çıkarılan şey kadroların eğitim proğramlarıdır. Hatta şöyle bir örnek verebilirim. Yönetici bir yoldaş benim ne okuduğumu sormuş, ben de ona Vedat Türkali'nin Güven romanını okuduğumu söylemiştim. Bana söylediği şu oldu: “ Bu kitabı okuma çünkü cinselliği abartıyor” Kendisinin okuduğunu bile sanmıyorum. Muhtemelen başka birisinin yorumunu bana aktarmakla yetiniyordu. Mesele şu ki eğer Vedat Türkali okumuyorsak hangi romanları okuyabiliriz ki! Bu alanda yazan neredeyse bir kaç sosyalist romancıdan birisidir, Vedat Türkali. Kimse üstüne alınmasın ama sosyalistlerin okuma konusunda kapalı devre bir proğramı dışında bir okuma gündemleri bulunmamaktadır. Partinin politik ihtiyaçları kapsamında okuyun derler. Misal "Nasıl yapmalı-Lenin." Ama siz kapitali yada doğanın diyalektiğini okumak isterseniz ilk başta yönetici tarafından bunların gereksiz olacağı açıklamasıyla karşılaşırsız. Ve hiçbir zamanda gerekli olmaz artık bu tür okumalar. Sendikacı bir yoldaşın kapital'e ilişkin sunumuna katılmıştım. Yoldaş kapitalin yalnızca 1. cildini okuduğunu, tamamını okumadığını itiraf etmişti. Demem  o ki seminere katılanların bile sunulan kitabı okumayı gerekli görmediği yerde, daha fazla söze gerek yok diye düşünüyorum. Bu durumda okumak için pekte teşvik beklememeniz gerektiğini sanırım kavramak zorundayız. Eski siyasi yapımdan uzaklaştıktan sonra Vedat Tükali başta  olmak üzere her tür sözde antimarksist (Batı marksizmi) eserleri de okumaya koyuldum. O zaman anladım ki ortodoks marksizmle hiçbir yere varılamıyormuş. Marksizm doğusuna batısına bakılmaksızın tüm devrimcilerin bilgi birikiminden faydalanmak gerekiyormuş. Devrimcilerdeki bu entelektüel düşmanlığının bizi ulaştıracağı bir kıyı maalesef ki yok. O nedenle kendinizi sınırlamaksızın okuyun. Hatta karşıt görüşleri eleştirebilmek için, karşıt görüşleri anlatan kitapları dahi okumalıyız. Bilmediğimiz birşeyi nasıl eleştirebiliriz ki?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

İDEOLOJİ