ÖZGÜR İRADE

   Özgür irade meselesi tarihsel olarak Antik Yunan'a kadar geri götürülebilir. Bu konu geçmişten günümüze felsefenin ana gündemlerinden birini oluşturmaktadır. Özgür iradeye dair bir fikir edinmek için okuduğum Özgür İrade adlı kitapdan yararlandım. Thomas Pink tarafından kaleme alınan bu eser, oldukça kapsamlı bir şekilde özgür iradeyi irdelemiş bir giriş kitabı olsada, ele alış tarzı bakımından yazarın farklı sorular sorabilecek bir yetkinliğe sahip olduğunu da ispatlamaktadır. Bu kitabın bende uyandırdığı düşünceler kapsamında bu yazıyı yazmaya çalışacağım. Özgür irade üzerine şu yada bu şekilde kafa yoran herkesin bahsettiğim kitabı okumaları naçizane önerimdir.

   Hepimiz hayatımızın günlük akışı içerisinde bir takım kararlar alırız. Bu kararların failinin kendimiz olduğu bilinciyle yaparız, tüm bunları. Evde oturmayı yada kitap okumayı tercih etmek bizim insiyatifimizdedir. İradi olarak hayata dair kararlar alır ve uygularız. Birisi çıkıpta tüm bu kararların bizim eserimiz olmadığını söylerse sizce ne düşünürüz? Tabi ki buna ihtimal dahi vermeyiz. Seçimlerimizin bizim eserimiz olduğundan hiçbir suretle şüpheye düşmeyiz. Oysa mesele bizim düşündüğümüzden daha karmaşıktır. Çünkü insanların özgür iradeye sahip olmadığını iddia eden önemli bir kesim düşünür bulunmaktadır. Ve onların ileri sürdüğü iddialar, hiçte yabana atılacak türden değildir. Gelin bu iddialara bir göz atalım.

   Nedensel belirlenimciliğe göre davranışlarımız ve eylemlerimiz dahil olmak üzere yaşamın her alanında gerçekleşen olaylar nedensel olarak baştan belirlenmiş bulunur. Kararlarımızı belirleyen bizim içinde bulunduğumuz toplumsal, ekonomik ve bir takım siyasal nedenlerdir. Diyelim ki bir çocuksunuz.  Oyuncak satan bir mağazaya gittiniz. Reyondaki bebek yada arabalara bakıyorsunuz, hangisini seçersiniz? Büyük bir olasılıkla erkek çocuğuysanız arabayı, kız çocuğuysanız da bebeği seçersiniz. Bu, bir tür cinsiyetci belirlenimciliğin bir sonucudur. Zaten seçme şansınız yoksa babanız yada anneniz de bu şekilde davranacaklardır. Bu nedenle siz daha cinsiyetinizi seçmeden önce toplumsal cinsiyet rolleri, gereğini yerine getirmeye başlayacaktır. Öyleyse kişiler kendi cinsiyetlerini seçmekte özgürdür diyebilir miyiz? Yoksa bir takım toplumal şartlanmanın sonucunda olduğumuz cinsiyeti kabullendirilmek zorunda mı bırakılırız? İşte özgür iradenin olmadığını savunanlar bu tür bir belirlenimin hayatımızın her alanında etkili oluduğunu ileri sürerler. O şekilde değil bu şekilde davranmışsak bu bizim tercihimizi değil, bizzat içinde bulunduğumuz bilinç altını yada genetik kodlarımızın sonuçlarını yansıtmaktadır. Eğer bir davranış her hangi bir nedene dayanıyorsa, bu durumda, o davranışımız özgür değil, belirlenmiş bir davranıştır.

   Özgür iradenin geçerliliğini savunan görüş genellikle liberteryanizmdir. Liberteryanizme göre insanlar karar vermekte ve eylemekte özgürdür. Herhangi bir nedensel belirlenim söz konusu değildir. Şayet ben kolumu kaldırmak istiyor ve kaldırıyorsam yada tam tersi kolumu kaldırmak istemiyor ve öyle davranıyorsam bu benim özgür iradeye sahip olduğumu gösterir. Elbette doğarken hangi ülkede yada hangi dine mensup olduğumu seçemeyebilirim. Fakat neyi neden  yapmak istediğime ben karar veririm. Bu yüzden de ulusal yada dinsel aidiyetimi ilerleyen süreçlerde değiştirebilir, bunu  yada diğerini seçme özgürlüğüne sonuna kadar sahip olabilirim. Özgürlüğümüzü gerekçelendirenin ahlak olduğunu ileri sürerim, mesela. Eğer davranışlarım benim dışımda belirleniyorsa ben ahlaki bir fail olamam. Bu yüzden ahlaki bir davranışta bulunduğumda övülmem yada yerilmem anlamsızlaşır. Eylemlerimden sorumlu değilsem ahlaka başvurmakta imkansız hale gelir. Hukuki sorumluluklara gelirsek ben birini öldürdüğüm için yargılanamam. Çünkü bu cinayeti iradi bir kararla almış olmam. Benim dışımdaki nedenler belirleyiciyse suçlu olduğum iddiasında bulunmak mümkün olmaz.  Dolayısıyla özgür iradeden yoksunsam tüm yaptıklarımdan sorumlu değilsem tanrı da beni cezalandıramaz. Bu tür nedenlerden dolayı modern yaşamın gereği olan özgür irade ortadan kaldırılırsa, madern yaşam ortadan kalkar. 

   Özgür iradenin tüm bu rasyonelliğine rağmen bunun aksini savunanlar o kadar da güçsüz değillerdir. Son nörolojik araştırmalar göstermektedir ki özgür irade bir şehir efsanesidir. Böylesi bir araştırmaya bir örnek vermek gerekirse, bir deneğin beynine elektrotlar bağlanmak suretiyle bir kumandayla başını sağa çevirmesi için bir düğmeye basılıyor. Bu kumandayla verilen komutlar denek tarafından defalarca tekrarlanıyor. Kendisine neden başını çevirdiği sorulduğunda denek “ terliklerime baktım” diye cevap veriyor. Oysa bu, doğrudan kendinden kaynaklanmayan bu davranışı açıklamak söz konusu olunca, rasyyonel bir açıklama yapmaktan öte bir anlam taşımıyordu. Bu nedenle acaba biz de iradi olmayan davranışlarımıza bu tür rasyonel açıklamalar getiriyor olabilir miyiz?
   Hobbes'un yaklaşımına göre özgürlüğü iradeyle açıklamak mümkün gözükmemektedir. Seçimlerimizi belirleyen şey irademiz değil istemlerimizdir. Bir şeyi istemek ve bu istemin önünde bir engel bulunmaması koşuluyla kararlarımız belirlenmiş olur. Duygular ve arzulardan kaynaklanan bu durum iradi bir kararla açıklanamamaktadır. Bu kararlarımız bir takım bilinç dışı süreçlerin bir ürünüdür. Özbelirlenimi imkansız kılan bir görüştür, Hobbes'in bu gürüşü.

   Diğer taraftan Liberteryanlara yönelik eleştirilere gelirsek bir şey kendini oluşturan nedenlerin sonucudur yada raslantısaldır. Eğer determinizmin tezi doğruysa her şey nedenler dolaşısıyla belirlenmekteyse bu durumda özbelirlenimcilik geçersiz hale gelmektedir. Şayet determinizm söz konusu değilse kararlarımız da dahil her şey tesadüflerle açıklanmak zorunda kalınır. Her iki durumda da özgürlükten bahsetmek imkansız hale gelir. Liberteryanlar ise söz konusu eleştirilere şöyle yanıt verir. Her iki durumun dışında üçüncü bir olasılık mümkündür. Nedene bağlı ve tesadüfe dayanmaksızın bizim kontrolümüz dahilinde olan şeyler mevcuttur. Diğerleri bizim tarafımızdan belirlenemese de bizim özgür bir tercihte bulunmek suretiyle kontrol edebildiğimiz bir çok şey pekala olasıdır. Bu nedenle iki seçenek arasında bir tercihte bulunmak zorunda değiliz. 

   Ortaçağda bile özgürlüğün akılla açıklanması bilindik bir durumdu. Kişinin özgür iradeye sahip olması mantıklı kararlar almasına, rasyonel olmasına bağlıydı. Benim için acı verici de olsa bir ameliyatı faydaları düşünülerek kabullenmek rasyonel bir davranış olabilir. Genellikle kişi mantıklı biriyse bu yönde karar verir. Aklıyla bir şeyi tercih etmeden önce kişi, bunun onun  ihtiyacını karşılayıp karşılamadığnı, bütçesine uygun olup olmadığını mukayese edebilir ve böylece doğru bir karar verebilir. Bu yüzden rasyonel olmak aynı zamanda özgür iradeden ayrı düşünülemez. Fakat buna karşın bazı düşünürler sürekli rasyonel düşünenlerin bu rasyonellik dışında davranış sergileyemediğini, bunun da bir tür zorunluluğa neden olduğunu ileri sürmüşlerdir.  Özgür tercihin bir  seçenekler çokluğu olduğu düşünüldüğünde tabi ki irasyonel de olunulabilir. Çok rasyonel olan birisi bile zaman gelir irasyonel bir karar verebilir. Bu özgürlüğün bir tür sigortasıdır aynı zamanda. Her şeyin bilimselilik adına meşrulaştırıldığı günümüzde, belki de bilimseliğin despotizmine karşı olmak yada eleştirel olmak irasyoneliği gerekli kılabilir. Bu bize bir tür kaçış noktası sağlayabilir. Şöyle ki gelcekte her tür tercih için bilğisayara girip goole bizim için en uygun eşin hangisi olduğunu sorabileceğiz. Algoritma bize onu gördüğümüzdeki nabız atışımızdan, salgılandığınız adrenalin düzeyine kadar  bir takım fizyolojik değişimlerimizi bilimsel bir açıklıkla ordaya koyduğunda, yapmamız gereken rasyonel biri olarak onun bu önerisini kabul etmek olacaktır. Bu durumda insanın özgür iradesinoden bahsetmek söz konusu bile olmayacaktır. İnsan iradesine ipotek koyan böylesi bir şartlandırma karşısında belki de irasyonel olmak devrimci bir duruşu ifade edebilecektir. 

   Konunun sonunda da şöyle bir yere gelinebilir. Ilımlı belirlenimcilik. Hayatımızda bir çok şey bizim dışımızda bulunan şartlar tarafından belirlenmektedir. Biz bunlar hakkında tasarrufa sahip değiliz.  Annemizi ve babamızı, gözümüzün rengini biz seçemiyoruz. Bu tür dışsallıkları veri olarak alabiliriz. Fakat bizden kaynaklanan kararlar konusunda da özgür olabilmekteyiz. Bu yaklaşım her iki uç görüşün bir sentezini oluşturmaktadır. Böylesi bir ılımlı determinizm insanlık adına daha makul olabilir. Bu konuda yazacaklarımı burada bitirirken konu üzerine daha detaylı bilgi almak isteyenlere, felsefe kitaplarının özgür irade bölümlerine bir göz atmalarını salık veririm.
   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

İDEOLOJİ