SEÇME YAZILAR 2
Lenin'nin Seçme Yazılar 2. cildini okudum. Kitap devrim üzerine konferasla başlamakta, demokratik devrimde Sosyal Demokrasinin iki taktiğiyle sürmektedir. Rus devriminde proletaryanın görevlerine yer verilen eser, nihayetinde gerilla şavaşıyla sona ermektedir. Bu kadar kapsamlı bir konuyu tüm olarak ele alamacağım. Fakat benim için önemli noktalara değinerek kitabı özetlemeye çalışacağım.
Papaz Gapon'un öncülük ettiği yürüyüş barışçıl bir gösteri şeklinde başlamıştı. Onbinlerce işçinin, ellerinde ikonalarla, çara dilekçe sunmak için başlayan yürüyüş; arkerlerin kitlenin üzerine ateş etmesi sonucu bir devrimci atılama dönüşmüştü. 22 Ocak 1905'te gerçekleşen ve adına kanlı pazar denen katliamda bin kişi ölmüş yaklaşık iki bin kişi de yaralanmıştı. Kanlı pazardan iki gün önce gazetelerde Rusya'da devrimci bir halkın bulunmadığı yazılmaktaydı. Ama katliamdan sonra yaşanan olaylar gösterdi ki bu açıklama oldukça basiretsiz bir açıkmaydı. Bu olay yaşamadan önce Rusya' nın devrimci partisi sadece bin kişiden oluşmaktaydı. Reformistler devrimciler için tarikat benzetmesi yapıyorladı. İşin doğrusu bu tanımlama o zaman için geçerliydi. Lenin bu sayısal tablonun kanlı pazarla bir anda nasıl değiştiğini şu sözlerle açıklıyordu: “ Bununla birlikte bir kaç ay içinde tablo tümüyle değişti. Yüzlerce devrimci Sosyal Demokrat birden binler oldu, binler 2-3 milyon proleterin önderi oldu. Proleter mücadele 50-100 milyonluk köylü kitlesi arasında çoğu kez devrimci hareketin geniş ölçüde mayalanmasına yol açtı, köylü hareketi ordu içinde yankılandı, askeri isyanlara ve ordu içinde silahlı çatışmalara yol açtı. 130 milyonluk nüfuza sahip dev bir ülke, bir anlamda kendini devrimin içinde buldu. Bu yolla, uyuyan Rusya, devrimci bir proleteryanın ve devrimci bir halkın Rusyasına dönüştü.” Bu durumu daha iyi kavramamız için Lenin konferansta istatiskitlere yer vererek o günkü yaşananları şöyle özetlemektedir: “ Rusya'da devrimden önceki on yılda grevcilerin yıllık ortalama sayısı 43,000 idi, yani on yılda 430,000. Ocak 1905'te devrimin ilk ayında grevcilerin sayısı 440,000'di. Diğer bir ifadeyle bir aydaki grevcilerin sayısı, geçmiş on yılın tümündeki grevcilerin sayısından daha fazladır!” Tüm bu yaşanamlar göstermektedir ki sınırlı sayıda bulunan devrimci bir örgütün koşular devrim için olğunlaştığında, kitlelerin ayaklanması gündeme geldiğinde, milyonları bulması işten bile değildir. Önemli olan sayısal üstünlükten çok proleteryaya öncülük yapabilcek bir örgütsel niteliğe sahip olunup, olunmadığıdır.
Rusya'da devrimin niteliği kaçınılmaz olarak burjuva demokratik devrimdir. Fakta buradan bunun yalnızca burjuvazinin devrimi olduğu sonucu çıkmaz. Kaçınılmaz olarak proletarya ve halkın diğer kesimleri de bu devrimde yerlerini almaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenin liberal monarşitlerin ve büyük burjuvazinin devrimi ilerletmekten bir çıkarı olmadığı gibi, en kestirmeden otokrasiyle anlaşmaya çalışacakları gerçeğidir. Bu manada burjuvazinin devrimci barutunun tükeneceği noktada, bunu ilerletmek ve devrimi güvence altına almak proleryanın ve müttefiklerin sorumluluğundadır. “ Bu nedenle bir burjuva devrimi proletaryaya çok büyük ölçüde yarar sağlar. Bir burjuva devrimi, ne kadar tam ve kararlı, ne kadar tutarlı olursa, proletaryanın burjuvaziye karşı sosyalizm mücadelesi o kadar güvenceye alınmış olur.” diyen Lenin sözlerini şöyle sürdürmektedir: “ Burjuva devriminin geçmişin tüm kalıntılarını kararlılıkla süpürüp temizlemek yerine bu kalıntıların bazılarının bırakılması, yani bu devrimin tam olarak tutarlı olmaması, tamamlanmaması, kararlı ve amansız olmaması burjuvazinin yararınadır... Çünkü böyle olmazsa Fransızların sözüyle söylersek işçilerin ' silahı bir omuzdan diğer omuza aktarmaları ' yani burjuva devrimini kendi ellerine almak için silahı, devrimin getireceği özgürlüğü, serflikten arındırılmış zeminde ortaya çıkacak olan demokratik kurumları burjuvaziye karşı çevirmeleri daha kolay olacaktır.”
Burjuvazinin ilk fırsatta otokrasiyle uzlaşacağı öngüsünde bulunan Lenin, bu nedenle demokratik devrimi sonuna kadar götürmek ve oradan sosyalizme geçişin olanağını, ancak proletarya ile müttefiki köylülüğün birlikte mücadelesinde görmektedir. Lenin bu konuda şöyle der: “ Başarılı bir Rus devrimininde köylülüğün rolünü gerçekten anlamak isteyen kimseler, eğer burjuvazi geri çekilirse devrimin kapsamının daralacağını söylemeyi hayal bile etmezler. Çünkü işin doğrusu Rus devrimi, sadece burjuvazi devrimden geri çekildiğinde ve köylü kitleleri proletaryanın safında etkin devrimciler haline geldiğinde, gerçek kapsamına ulaşmaya başlayacak, burjuva demokratik devrim döneminde olabilecek en geniş devrimci kapsama gerçekten ulaşacaktır.” Konuya ilişkin Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisinin 3. Konresinin kararı şu şekildedir: “ Burjuvazi tutarsızdır, kesinlikle bizi devrimin kazanımlarından yoksun bırakmaya çalışacaktır. Bu nedenle yoldaş ve kardeş işçiler, en enerjik biçimde savaşmaya hazırlanın! Kendinizi silahlandırın! Köylüleri saflarınıza kazanın!"
Marksizm hiçbir mücade biçimini mutlaklaştırmaz. Sosyalizmin ilkel dönemlerinde tek bir mücadeleyi kutsallaştırma anlayışına karşıdır. Her tür mücadele araç ve biçimini kitlenin insiyatifinden çıkarsar. Kapalı kapılarda uydurulan mücadele araç ve biçimlerini kitleye dikte etmez. Kitle mücadelesinin açığa çıkardığı mücadele biçimlerini genelleştirir ve teorisini yapar. Lenin bahsetiğimiz konu üzerine şunları söylemektedir: “ Bu yönden marksizm eğer ifade edebilirsek, kitle pratiğinden öğrenir. Ve sistem kurucuların kendi köşelerinde yaptıkları çalışmalarda icat ettikleri mücadele biçimlerini kitlelere öğretmeye kalkışmaz. Biliyoruz ki örneğin, Kautsky, toplumsal devrim biçimlerini incelerken böyle demişti: 'Yaklaşan bunalım, bizim şimdiden öngöremeyeceğimiz yeni mücadele biçimlerini ortaya çıkaracaktır.' ” 1905 devrimi göstermiştir ki ayaklanma halkın kaçınılmaz olarak devrimci şiddetini açığa çıkmasına yol açmıştır. Çünkü kitleler kendiliğinden otokrasiye karşı silahlı direnişe geçmişlerdir. Marks'ın deyimiyle “sözlü eleştiri yerine silahların eleştirisine” bırakmıştır. Konuya ilişkin Lenin şu sözleri oldukça anlamlıdır: “ Ulusların yaşamında büyük sorunlar sadece güçle çözümlenir. Şiddette iç savaşa ilk başvuran genellikle gerici sınıfların kendisidir. Rus otokrasisinin sistemli ve şaşmaz bir biçimde 9 ocaktan beri her yerde yaptığı gibi, 'süngüyü gündeme getirenler' önce onlardır. Ve böyle bir durum ortaya çıkmış olduğuna göre, süngü ğerçekten siyasal gündemin ana maddesi haline gelmiştir...”
Aslında konunun kapsamı açısından bakarsak değinmem gereken çok şey mevcut. Fakat başta da belirttiğim gibi bunların tümünü ele almam mümkün değil. O nedenle konuya dair ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere kitabın tamamını okumalarını öneririm. Benim yazım, sadece kitabın tanıtımıyla sınırlıdır...
Yorumlar
Yorum Gönder