TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ TARİHİ ÜZERİNE

   Türkiye İşçi Partisi tarihi üzerine yaptığım kısa okuma üzerine bu yazıyı kaleme alıyorum. Yazı benim kitaptan edindiğim bilgilere dayanarak kaleme alınıp, benim yorumlarımı içermektedir. Okurların illede benim yaklaşımlarımı benimsemeleri gerekmediğinden, yazı tartışmaya açık olarak ele alınmıştır. Her okunan metin aynı zamanda bir yeniden yazımı içerisinde barındır. Bu kitabı okuyan herkes muhtemelen kitaptan farklı çıkarımlar yapacaktır. Okuyan yoldaşların doğal olarak kendi yaklaşımlarıyla durdukları yerden yazıya katkıda bulunacaklarını umarak konuya giriyorum.

   TİP, 12 sendikacının biraraya gelip parti kurmak için harekete geçmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Sendikacıların kurduğu bu parti, 13 şubat 1961 de kurulmuş olup, kurucuları arasında işsi sınıfının dışında bir üyesinin olmamasına özen gösterilmiştir. Aybar ve arkadaşları 1960 yılı içerisinde sosyalist bir parti kurma girişimideyken bir süre sonra sendikacıların parti girşimini duymuş ve kendi planlarını askıya almışlardır. TİP'i kuran sendikacılar kuruluş öncesinde Aybar ve arkadaşlarından yardım isteğinde bulunmuş, bunun üzerine 1950 de Demokratik işçi partisinin kuran Orhan Arsal parti tüzüğünün hazırlanmasında sendikacılarla birlikte çalışmıştır. Arsal, bu çalışmanın sonucunda kendisinin de kurucu olarak kabul edileceğini öngörmüşse de bu bekletisi karşılık bulmamıştır. Sendikacılar kurucuların işçi sınıfının bir üyesi olmasında ısrar etmişlerdir. Parti kurlulduktan sonra sendikacılarla Aybar ve arkadaşlarının ilişkisi sürmüştür. Aybar bir hukukçu olması nedeniyle bir çok konuda sendikacılara yardımcı olmuş ve aralarındaki güven ilişkisini kurmayı başarabilmiştir. Yaklaşık 1 yıl sonra sendikacılar, Aybar'a gelerek genel başkanlığı kabul etmesini istemişlerdir. Aybar komünizm propagandası yapmaktan dolayı yargılanmaktadır. Bu durumun yeni kurulan bir parti olarak TİP'in vizyonunu etkiyeceğini düşünmüş ve bu nedenle öneriyi geri çevirmiştir. Sendikacıların ve arkadaşların ısrarı üzeri genel başkanlığı kabule yanaşmıştır. Aybar genel başkanlığı kabul etitiğinde tarih 9 şubat 1962'dir.

   TİP'in siyaset sahnesinde boy göstermesi diğer partilerden farklı olmuştur. Bugüne kadar gelen yaklaşık 40 kadar sol ve sosyalist tandanslı partilerin hemen hepsi aydınlar tarafından kuruşlmuş partilerdir. Oysa Türkiye tarihinde ilk defa bir sosyalist parti doğrudan işçi sınıfının üyelerince kurulmuştur. İşçi sınıfının kendi insiyatifiyle kurduğu bu parti tarihte bir ilki gerçekleştirmekle kalmamış, kuruluşunu sınıfa dayandırmıştır. Türkiye devrimci tarihinde bu durum TİP'i özgün bir yere yerleştirmiştir. Başka bir ilk ise sosyalist bir parti olarak TİP'in 1965'te  %3.3 oy alarak 15 milletvekilini meclise sokmuş olmasıdır. Tabi ki bu durumun oluşmasında milli bakiye sisteminin rolü de büyük olmuştur. İlk defa sosyalistler parlementoda temsil hakkı kazanmış, mecliste grup oluşturmuşlardır.

    TİP Entelektüel birisini genel başkan yapmıştır. Mehmet Ali Aybar yurtdışında iyi bir eğitim almış, marksist klasikleri yabancı dillerden okumuş bir akademisyendir. Aynı zamanda hukukçu ve gazeteci kimliği de olan bir siyaset insanıdır. Aybar'ın sosyalizm anlayışı reel sosyalizmden farklı bir yan taşımaktadır. Leninist parti modelinin tepeden aşağıya doğru inşa edildiği yerde Aybar, partinin aşağıdan yukarıya örgütlenmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Tabana önem veren ve mevcut sosyalizmin büroktarik yapılanmasında görmezden gelinen sosyalist demokrasiyi yüceltmiştir. “Güler yüzlü sosyalizm”, “Özgürlükçü sosyalizm” ve “Türkiye'ye özgü sosyalizm” anlayışının yılmaz savunucusu olmuştur. Marksizmin bir takım reçetelerden ibaret olarak algılanmasına karşı çıkmış her toplumun ekonomik ve toplumsal yapısına uygun bir sosyalizmin sözcülüğünü yapmıştır. Sovyetledeki ekonomik indirgemeciliğine ve insanları üretim maksatlı araçsallaştırılmasına karşı çıkmış ve unutulmaz olan şu sözü sarfetmiştir: “Sosyalizm insanlar içindir, insanlar sosyalizm için değil.” Emperyalizm ve sovyetlerden bağımsız bir çizgiyi savunan Aybar, Sovyetlerin Çekoslavakya'yı işgaline de sert çıkmıştır. Yerinde bir tespitle sosyal emperyalist politikayı eleştirmekten geri durmamıştır. Belki de bu yüzden sosyalizmden sapmakla suçlanmıştır.   Dogmatik bir eğitim anlayışını savunmayan Aybar, gençlerin Proudhon'u da okuması gerektiğinin altını çizmiştir. Bu nedenle acımasız eleştirilere maruz kalmıştır. Onlara söyle yanıt verir: “ Marksın dehasını daha iyi anlayabilmek için Proudhon okunmalıdır.”

   Mehmet Ali Aybarın bir çok özelliklerinin yanısıra eleştirilmesi gereken yanlışları da mevcuttur. ABD'nin savaş suçlarının yargılandığı Uluslararası Russell mahkemesinde Ermeni soykırımını inkar etmiş ve Russell'i bu konuyu gündeme almama noktasında ikna etmiştir. Bir diğeri ise Mustafa Kemal ve arkadaşlarının solcu olmadığını ama ulusal kurtuluş savaşının zorlamasıyla solcu olmak zorunda kaldıklarını belirterek kemalizmle ilgili bir takım yanılsamalara imza atmıştır. Fakat o yıllarda kürt sorununa değinen nadir siyasetcilerden bir olmasıyla seçkinleşmiştir.


   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SSCB NEDEN DAĞILDI?

NİETZSCHE'NİN FELSEFESİ

İDEOLOJİ