TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİH YAZIMI
Türkiye'de işçi sınıfının olmadığına yönelik önemli bir küllüyat vardır. Uzun yıllar işçi sınıfının tarihyazımı gündeme gelmemiştir. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte asıl nedeni;bu alanın muhafazakar, milliyetçi, kemalist ve liberal yaklaşımların insafına bırakılmasıdır. Bu görüşler doğal olarak işçi mücadelesinin olması için sanayi devriminin yaşanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Osmanlı da ve Modern Cumhuriyet'te bir sanayi devrimi gerçekleşmediğini ileri sürerek kapitalizmin oluşmadığını, bu nedenle ülkemizde işçi ve burjuva sınıfın varolmadığını belirtmişlerdir.
İşçi sınıfı üzerine kalem oynatanlar da sanayi işçileriyle, zanaatkarlar ve lonca işçileri arasına aşılmaz duvarlar örmekle meşguldü. Oysa İngiliz tarihçi E. P Tompson ele aldığı kitaplarda proleterleşme bilinci ve proleterleşmenin bir süreç olduğunu ifade ediyordu. Diğer taraftan işçi sınıfı tarihinin önemli isimleriden Sewell şöyle diyordu: “ Sınıf bilincine sahip isçi sınıfının mücadelesi olan 1871 Paris komünü, sanayinin ve fabrikaların bir ürünü değildir.” Paris komününü yaratanlar, proleterleşmekte olan zanaatkarlardı. Doğal olarak işçi sınıfı tarihini yazmak isteyenlerin bakacağı yer Osmanlı imparatorluğunda, Modern Türkiye'de ve Ortadoğu'da kapitalizmin gelişmişlik seviyesi değil kapitalist üretim ilişkilerin gelişmesi olmalıdır. Proleterleşme teknolojinin bir sonucu değildi. İşbölümü, emeğin uzmanlaşması, üretim araçları ve bilgisi üzerindeki kontrolün yitirilmesi, emeğin disipline edilmesi, yedek işgücü ordusunun oluşması modern sanayinin ortaya çıkmasınından çok önce belirmeye başlamıştı. Endüstrinin gelişmesinden çok daha önce kapitalizm zanaatkarı, ustayı, kalfayı ve çırağı proleterleştirmişti. Zanaatkarların çok az bir bölümü burjuvalaşırken büyük bir bölümü işçileşmekteydi. Kapitalizmin eşitsiz gemişim yasasına göre Viktorya çağında buhar makinesi el emeğiyle birlikte varolmayı sürüdüyordu. Kısaca fabrikaların, büyük sanayi komplekslerinin olmaması işçi sınıfının oluşumu yada işçi hareketinin yokluğu anlamına gelmiyordu.
Türkiye'de işçi sınıfının tarih yazımı 1960 ve 1970 yıllarına dayanır. İşçi mücadesinin yükselişe geçtiği bu dönemlerde devrimciler ve sendikacılar bu tarz eserler vermeye başladılar. Akademi dışı olan bu çalışmalar bu girişimlerin ilk örnekleriydi. Daha sonra Sovyetik Türkoloğlar tarafından yazılan çokta bilimsel temeli olmayan, işçi sınıfının durumunu kaleme alan yazılar da yayınlandı. Razaliyev, Şunurov ve Şişmanov gibi komünist türkoloğlar tarafından yazılan bu tür yazılarda Türkiye'de sosyalizmin altyapısının mevcut olduğunu kanıtlamaya yönelirken daha çok sovyet modelinin Türkiye'ye uyarlama çabalarını yansıtıyordu. Döneminde bu yazılar tabi ki belli bir işlev gördüler. İşçi tarih yazımı ile ilgili önemli akademik çalışmalardan biri Oya Baydar'ın “ Türkiye işçi sınıfının doğuşu” adlı tez çalışmasıydı. Üniversite tarafından geri çevrilen bu çalışma bir anlamda akademinin bu tür çalışmalara geçit vermeyeceğinin de göstergesiydi. Akademik alandaki canlanma 90 ların başında başlayarak 90'lı yılların sonunda ivme kazandı.Yükselen gençlik hareketinde yer almış birçok genç akademisyenlerin aşağıdan tarih anlayışına sempati duyduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda öğrencilere ilham olan farklı isimlerin yanı sıra E. P Tompson başı çekmektedir. Özelillikle gençlere İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu eseri ilham vermiştir. Ve böylece öğrenciler muhafazakar ve milliyetcilerin araştırmasına terk ettikleri Osmanlı arşivlerine yönelmişlerdir. Muhafazakar ve milliyetçi kesimin araştırmaktan kaçındıkları işçi sınıfı, köylü ve zanaatkarlara ilişkin verileri toplamaya başlamışlardır. Alt sınıfların varlıkları ortaya çıkarılıp, bunların öneminin altı çizilmiş ve seçkin tarih yazımı yapıbozuma uğratılmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder