TÜRKİYE'DE FEMİNİZM
Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce dizisinin, İletişim yayınları tarafından 10. cilt konusu olarak feminizm seçilmiştir. Feminizmi Osmanlı'dan itibaren ele alan kitap, günümüze kadar yayınlanmış tüm feminist ve kadın dergileri üzerinden bir feminist okuma yapmaktadır. Kimi önemli feminist figürlerin yaşam hikayelerine yer verilmektedir. Oldukça hacimli olan kitap, feminizme ilgi duyanlara güzel bir başucu kitabı olma idasını taşımaktadır. Türkiye'de Feminizme ilişkin genel hatlarıyla değinecek olan bu yazı, kapsamlı bir okuma yapmak isteyenler için bir başlangıç niteliği taşıyabilir.
Türkiye'de feminizmin başlangıcına dair tartışmalar düne kadar Cumhuriyet'in kuruluşuyla ilişkilendirilmekteydi. Cumhuriyet öncesinde herhangi bir kadın hareketinin olmadığı, hiçbir kadın fikrinin bulunmadığı gibi bir resmi görüş hakimdi. Sanki kadın sorunu Cumhuriyet'le birlikte sıfırdan açığa çıkmıştı. Feminist kadınların feminist tarih yazımı için geçmiş arşivlere girmesiyle durumun böyle olmadığı anlaşıldı. Osmanlı arşivlerinden yapılan çevirilerden sonra feminizmin başlama tarihi, kökenleri Osmanlı'daki kadın hakları savunucularını da kapsayacak şekilde geriye doğru çekildi.
Osmanlı'da kadınların izini süren feministeler bu dönemde çıkan dergilerden kadın hareketinin belirtilerini takip edebilmişlerdir. Kadınların var olma hakkını dilendirdikleri dergilerde erkek üstünlüğüne karşı ölçülü bir tepki ortaya konmaktaydı. Osmanlı'da çıkan kadın dergileri şu şekilde sıralayabiliriz: Ayine, Muhadderat, Hanımlar, Şuküfezar, Mürüvvet, Hanımlara mahsus gazete, Hanımlara mahsus malumat, Alem i nisyan. Osmanlı kadın hakları savunucuları birincil kaynaklarda eril tahakküme ilişkin şu şekilde cümle kurmaktaydılar: “ Evet erkekler zahiren bu kadar hüriyetperver güründükleri halde hakikatte birer küçük müstebitten (zorbadan) başka bir şey değildirler” Birinci dalga feminizm içerisinde yer alan Osmanlı müslüman kadınları gündemleri daha çok eğitim ve iş olanaklarına kavuşmak üzerine kurulmuştu. Ailenin gelişiminin garantisi kadınlar olduğu için terakki için gerekli olanının kadınların eğitimi olduğunu belirtiyorladı. Kadının gelişimi toplumumun gelişiminin aynasıydı. Diğer taraftan iş sahibi olmak eve hapsolmaktan kurtulmanın aracıydı. Kamusal alanda kendini var etmek için iş sahibi olmak şarttı. Bu talepleri öncelikli olarak belirlemiş olan Türk müslüman kadınlar seçme ve seçilme hakkı için şartların olgunlaşmadığını düşünüyorlardı.
Osmanlı'da kadın hakları savunucuları tabi ki sadece Türk Müslüman kadınlarla sınırlandırılamaz. Ermeni ve Rum kadınları da kendi milletinin bağımsızlık mücadelesine bağlanmış olmakla birlikte feminist dergiler çıkarmışlar ve erkek egemen düşünceye savaş açmışlardı. Batı feminist hareketiyle daha fazla etkileşim halinde olan azınlıklar, bu konuda daha radikal tutum takınabiliyorlardı. Onlarda kadının sorumluluğu olarak kendi uluslarının kültürünü çocuklarına aktarma misyonunu taşımaktaydılar. Gelecek kuşakların yetiştirilmesi ve bağımsızlık düşüncesinin aktarılması da bir anlamda onların sorumluğu olarak görülüyordu.
Kadın figürlerine yer verilen kitapta feminist olmadığı halde feminizme çok büyük katkı sağlayan Duygu Asena'dan bahsedilmektedir. 80 sonrası yazmış olduğu Kadının adı yok kitabıyla bir nevi feminist bilincin oluşumunda özel bir rol oynar. Geleneksel değerleri ortadan kaldırmakla suçlanıp yargılanan Asena duruşundan taviz vermez. Feminist eylemlere katılmasa da bunları haberleştirmeyi kendine görev edinir. Kadınca dergisinde sorumlu olduğu bir süreçte erkek dergilerinde kadının bedeninin fotoğraflarla metalaştırılmasına karışı, "Biz de erkek bedenini metalaştırıyoruz" diyerek çıplak erkek fotoğraflarına yer verir. Bu tutum dönemine göre oldukça radikal bir duruşu ifade eder. Kitapta ayrıca Hizbullah tarafından katledilen Konca Kuriş'in islami feminizmine ve Kürt kadın hareketinin bilinen ismi Gülten Kışanak'a da yer verilir.
80 darbesinin ardından sosyalist hareketlerden ayrılan kadınlar bir tür bilinç yükletme toplantıları organize ederler. Kadınların erkek ideolojisineden ve örgütlütüğünden bağımsız olan kadın örgütlenmelerine gitme kararı alarak, feminist oluşumlarını kurmaya başlarlar. Dayağa karşı ilk kitlesel eylemlerini organize ederek bağımsız bir politik hattın takipçisi olurlar. Daha sonra tacize karşı mor iğne kampanyalarıyla mücadele sürer. 90'lı yıllarda Kürt kadın hareketiyle yolları kesişen feministler, ortak platformlarda biraraya gelirler. İki tarafında etkileşim içinde olduğu bu süreçte kimi eleştirer de ortaya serilir. Kürt kadınları Türk feministlerini beyaz olmak ve süren savaşı anlamamakla eleştirirler. Ve Türk kadınlarını ırkçılık üzerine düşünmeye sevk ederler. Tersinden Türk feministler Kürt kadınlarını kendilerini kürt sorunuyla sınırlamakla eleştiriler. Bir süre sonra Kürt kadın hareketi kadın sorununa farklı bir açılım getirerek, bu tutumlarını jinoloji kavramıyla açıklarlar. Kadın bilimi denen bu kavram sömürgeciliğin yarattığı düşünce biçimlerini aşmanın adı olur. Feminizmi batılı olmakla ve ortadoğu gerçekliğini anlamamakla suçlarlar. Ortadoğu kadının spesifik yapısını mitolojik araştırmaları kapsayacak şekilde genişleterek yeni bir kadın anlayışını inşa ederler. Buna rağmen feminizme karşı olmadıklarını ve eylemlerde ortaklaşacaklarını belirtmeden edemezler.
80 sonrası kadın hareketi içerisinde Sosyalist feministlerde boy gösterirler. Kadınların ev içi emeğinin görülmez olduğunun altını çizerek, kadınların ev içi emeğinin gasp edildiğini vurgularlar. Sosyalist feminstlere göre emeğin yeniden üretimi için gerekli olan yemek, bulaşık ve çamaşır gibi işlerin kadınlar tarafından ücretsiz yerine getirlmesi eleştiri oklarının hedefi halene gelir. Bu hizmetleri dışarıdan almanın çok masraflı olacağını söyleyen Sosyalist feministler, ev işinin bir meslek olarak ele alınması gerektiğini belirtirler. Kadının ev içi emeği devlet yada patron tarafından ücreti emek olarak karşılanmak zorundadır. Ayrıca Sosyalist feminister, kadın mücadelesine sınıfsal yaklaşır. Burjuva kadınların evine ilişkin bir sorumluluğu yada ezilmişliği yoktur. Bu işleri kadın hizmetliler tarafından yerine getirilir. Bu açıdan burjuva kadın kadın olmaktan kaynaklı bir takım sorunlar yaşasa da sınıfsal bakımdan işçi kadınına nazaran daha avantajlıdır. Ev içi sömürüden ve ezilmişlikten payını almaz.
Bahsettiğimiz Feminizm kitabında kadınlara dair birçok ayrıtı mevcut. Bütün bunları konu edinmemiz yazının kapsamı açısından olası değil. Fakat feminizme ilişkin okmuma yapmak isteyenler bu kitabı öncelikle okumaları yerinde olur. Feminizmin bu topraklardaki seyrinden hareketle genel olarak feminizmi öğrenmeleri kişisel olarak naçizane önerimdir...
Yorumlar
Yorum Gönder