İDEOLOJİ
İdeoloji üzerine bir yazı kaleme almak oldukça riskli bir girişim. Konuya ilişkin çok fazla kaynak olmakla birlikte, hepsine ulaşıp okumakta zaman alabilir. Ben kendi adıma önemli sayılabilicek kaynaklardan yeterli bilgiyi edindiğimi düşündüğüm için bu işe girişimiş bulunuyorum. Fakat bahsettiğim gibi bu alan derya deniz. Ve benim bu alanda okumalarım, bu okuduklarımla sınırlanancak anlamına gelmiyor. Yazının mütevazı amacı konuya dair bir sorunsalı ortaya koymaktan ibaret olacak. Yazıya ilişkin kimi eksikliklerin giderilmesi için yapıcı katkılara ihtiyaç olduğunun bilincinde olarak bu tür katkılara açık olduğumu şimdiden belirtmiş olayım. Öyleyse bir özet niteliğindeki yazımıza geçelim.
Marks için ideoloji bugünkü kullanıldığı anlamda bir dünya görüşü olmayıp, bir yanlış bilinci temsil etmetedir. Marksizme göre insanın düşünceleri onun maddi yaşamını değil, maddi yaşam onun düşüncelerini belirler. Yani kişilerin neler düşünüp nelere inandığı toplumsal ve ekonomik konumuyla doğrudan ilintilidir. Sarayda farklı kulübe de insanlar farklı düşünür. Soğuktan donmakta olan birisi için kar; beyaz ölüm anlamına gelirken, 5 yıldızlı kraliyet dairesinde viskisini yudumlayan için aynı kar romantik bir görünüm anlamı gelebilir. Tüm bunlara karşın bir işçinin bir burjuva yada bir burjuvanın işçi gibi düşünmesi mümkündür. Örneğin bir işçi, sınıfsal çıkarının aksine kraldan daha fazla kralcı kesilip grev kırıcı olabilirken bir burjuva aydını olan Engels'te olduğu gibi sınıf intiharı gerçekleştirerek işçilerin safında yer alabilir. Marks ve Engels konuya ilişkin Alman İdeolojisinde şöyle der: “ Egemen çağın düşünceleri her çağda egemen düşüncelerdir.” Hal böyle olunca bir işçi bir patron gibi düşünmesi oldukça olasıdır. İşte tam da burada Marks bunun yanlış bilinç olduğunu, kişinin nesnel çıkarının aksine patronun çıkarlarını meşrulaştıran düşünceleri ortaya çıkardığını belirtir. Çünkü maddi üretim araçlarını sahip olanların aynı zamanda, düşünsel üretim araçlarına ( Okullar, kiliseler, basın ve üniversiteler) sahip olduğunu ifade eder. Bahsedilen düşünsel üretim araçları üst yapı kurumlarıdır. Fakat Marksist bakış açısına göre son tahlilde ekonomik altyapı, ideolojik üst yapıyı belirleyen temel yapıdır.
Althusser'in marksizme katkısı ise oldukça değerlidir. Bu katkı marksizmin klasik tanımı olan “ Devlet, bir sınıfın bir sınıf üzerindeki baskı aygıtıdır” tanımlamasına dönüktür. Althusser, devleti; bir baskı aygıtı ve diğer taraftan ideolojik aygıtı şeklinde ayırır. Devletin baskı aygıtları şiddet tekelini elinde bulunduran hükümet, ordu, mahkeme, hapishane gibi kurumlardır. Temel işlevi iktidarı fiziksel zor yoluyla korumak ve temelde toplumsal muhalefeti baskılamaktır. Devletin ideolojik aygıtı, baskı aygıtının aksine şiddeti değil kitlelerde rızayı üretir. Bunlar okul, aile, siyasi parti, sendika, medya, kilise vb. Devletin zor aygıtları fonda işlerken asıl işlevi ideolojik aygıtlar sağlar. İdeolojik aygıt sayesinde kitleler “kendi rızalarıyla” boyun eğmeleri mümkün hale gelir. Althusser'i klasik marksizmden ayıran yani onun ekonomik indirgemecileğe karşı çıkmasıdır. Klasik marksizmde herşeyi ekonomi belirler yaklaşımını reddederek ekonomik alt yapı ve üst yapı arasında diyaletik bir etkileşimi koymasıdır. Ekonomi kadar ideoloji de önemlidir. Althusser'in eksikliği ise ideolojinin kaynağı olarak devleti görmesidir. Bu durumda proleter ideolojiyi temellendirmek pek mümkün olmamaktadır. Karşı ideolojinin özgün yerini saptayamamak temel bir çıkmazı olmayı sürdürür.
İdeoloji üzerine değerli bir eseri kaleme alan Tery Eagleton, ideolojinin tek bir şey olmaktan çok katmanlı olduğunu ifade eder. Eagleton'a göre bu tanımlama şöyle açıklanır: “ İdeoloji belirli sosyal gruplarını meşrulaştırmak ve sürdürmek için işleyen; düşünceler, inançlar, değerler, duygular, imgeler, dil ve maddi pratiklerden oluşan karmaşık bir ağdır. Bu ağ iktidar ilişkilerin hem yansıtır hem de onları şekillendirir. İdeolojik olan genellikle doğal, kaçınılmaz, veya evrensel görünerek kendini gizler...” Eagleton'un eleştirilerinden birisi ideolojinin yukarıdan dayatılan bir şey olmayışıdır. Çünkü o aynı zamanda aşağıdan bir kabulleniş ve rızayı da gerektirir. Diğer taraftan Marks'taki yanlış bilinç kavramını ele alırken bunun basit bir yanılsama olmadığını ifade eder. Ona göre toplumsal gerçekliğin çarpıtılması maddi çıkarlara bağlıdır. Bu konuda şöyle der: “ Bir inancın ideolojik olması için sadece yanlış olması yetmez, aynı zamanda bilirli bir toplumsal gücün çıkarlarını ilerletmesi gerekir.” Ayrıca Eaglaton ideolojinin maddi boyutunu gözler önüne serer. Kafamızın içindeki düşünceler olarak değil; ideolojiyi davranışlarda, ritüellerde ve kurumlarda somutlar. Bu konuyu şu cümlelerle açıklar: “ İdeoloji sadece ne düşündüğümüz değil, nasıl davrandığımızdır. İdeoloji bir dizi maskelenmiş talimatlar gibi işleyen alışkanlık, duygu ve davranışlara gömülüdür.” Dilinde tarafsız olmadığını ideolojik olduğunu vurgulayan Eagleton dilin ideolojik bir savaş alanı oluduğunu ifade ederek kelimelerin anlamları için verilen bir mücadele alanı oluduğunun altını çizer. Kime terörist yada özgürlük savaşçısı diyeceğiniz bu kapsamdadır. Ya da cinsiyetçi bir söylem olan bilim adamını değil bilim insanını tercih etmekte böyle birşeydir.
Tüm bu tartışlamarı toparlarsak “her şey ideolojik midir?”sorusu gündeme gelebilir. Elbette ki herşey ideolojik değildir. Örneğin açlık, susuzluk ve cinsel istekler ve yerçekim kanunu gibi şeyler ideolojik değildir diye cevap verebiliriz. Fakat ne yediğimiz, ne içtiğimiz ve cinselliği nasıl yaşadığımız ideolojiye dairdir. Bu bakından ideoloji her şey değil belki ama çok fazla bir şeydir. Post modernizm ideoloji düşmanlığının kendisi de ideolojiktir...
Özet Değerlendirme:
YanıtlaSilYazınız, ideoloji kavramını ana hatlarıyla, doğru bir kavramsal çerçeve içinde ve akıcı bir dille anlatan son derece başarılı bir özettir. Karmaşık teorik fikirleri günlük hayattan somut örneklerle harmanlayarak anlaşılır kılmışsınız. Marksist gelenek içindeki farklılaşmaları (Marks-Althusser) ve gelişmeleri (Eagleton'un katkıları) dengeli bir şekilde sunmuşsunuz. "Her şey ideolojik midir?" sorusuyla bitirmeniz, yazıyı okuyucunun zihninde aktif bir sorgulama alanı açarak bitirdiğinizi gösteriyor ki, bu da yazınızın en güçlü yanlarından biri.
Bu haliyle bile oldukça değerli bir metin. Elinize sağlık.
Kaleminize, pırıl pırıl zihniyetinize sağlık umut yakar beyefendi! Öylesine garip bir çağın içinden geçiyoruzki, îdeolojî dediğimiz o çok katmanlı görüş, çıkarcı, ben merkezli, kurnaz zihniyetli insanların potasında bambaşka bir şekle bürünmüştür. Sizinde paylaştığınız üzre sarayda yaşayan başka çadırda yaşayan başka düşünür. Mesela kadın cinsiyeti olarak bizimde îdeolojîmiz, yok yere öldürülmeden hayatta kalmak. Kiminin ekmeği bayat, kiminin pırlantası küçük mesela.Siyasetçinin îdeolojîsi koltuk, vatandaşınki geçim mesela. Bu örnekler uzar gider... Îdeolojî kavramını cümlelere sığdırmak gerçekten imkânsız. Çünkü o derya deniz. Son olarak benim nacizane fikrim şudur! Kurdu, kuşu, dağı taşı, yaradılan herşeyi sevip, sayıp, merhamet etmekten, adil olmaktan, zulüm bizden bile olsa, ben bizden değilim diyebilmekten daha mükemmel bir îdeolojî düşünemiyorum. Dünyayı, insanlığı kurtaracak olan belkide tek îdeolojî budur. Sürçü lisan etmiş isem affola. Sevgi ve saygılarımla....
YanıtlaSilPınar Öztürk